28 Ekim 2011 Cuma

“Hem var hem yokmuş gibi”


fotoğraf: Kübra Övet- Rü


fotoğraf:Kübra Övet - Rü


Yüzümde boncuklarım,
Kipriklerimin çarptığı..
Yürekte baloncuklarım,
Bi ceket, bi şapka vardı,
Ki ben bi peppy miller hayranı..
Aslı yeni ama siyah beyaz bi film kadardı
Belki yârdı, sıkı sardı
İskeleti; içine çektiği kokum,
Ayakları yerden kesik,
Bi yokadam vardı..
Bi ceket bi şapkadandı
Bi “ne garip adam”dı
Belki kalbi İstanbulda,
Belki aklı burada.
İskeleti kokum
O var oysa, ben yokum…

27.10.11
rü.


16 Ekim 2011 Pazar

Karış

"Herşeyi bitiriyosun içimdeki, herşeyi bitiriyosun!" diye bağırıyordu, adımlarımı yavaşlattım. Karar veremiyodum çünkü. Etrafları sapsarıydı. Bi tarlanın ortasında oturmuşlar, birbirlerine en delici gözlerle bakıyolardı ya da oğlan gözlerini indirmişti. Çünkü o öyle bağırıyo avaz avaz, ama kılını kıpırdatmıyo ağzını açmıyodu çocuk. Hem bitiriyo, hem hiç kendinden vermiyodu demekki. Ama bilmiyorum, gözlerini indirmiş miydi, bomboş bakıyomuydu, yaşıyomuydu, tablosuyla gurur mu duyuyodu! Bilmiyorum çünkü tuttum içimdekileri. Gidip onlara yanyana olabilirliğin değerinden bahsetmedim, özlemekten bahsetmedim, bitirilememekten bahsetmedim. Yürüdüm ve sustum. Sonra ağladım. T cetvelimi göz yaşımla sildim. Özledim. Bağırmak istedim.
Sevgili tüketicidir. Her gece aşka gebe kalmak gerek, her gün yeniden doğurmak, öyle doğrulmak gerek. Bitinç diye bişey yok, güneş hep sarı ve her gün gittiği yoldan geçiyo gelip yine. Tarlalar sarı ve birileri sarı tarlalarda oturup bitirlmekten bahsediyo. Tohum istiyo sadece aslında. Yeniden doğabilmek için, mis kokabilmek, tat verebilmek için, tohum istiyo. Ama bitiren adam bilmiyo belki bunu. Bi tarlanın ortasında terkedilmeyi hakediyo belki de.
Bilmeden konuşmak ne ayıp rü. Kafam karıştı, evet, tam bi karışım kadar.

13 Ekim 2011 Perşembe

h.a.bal'a

fotoğraf:rü
Bence onun damarlarında enerji içeceği dolaşıyo, gözleri kahve rengi . Hani içince uyku kaçıran kahve. Çokkkk severim! Her harfine bisürü teşekkür ederim. Hani demişti ya "Her yer, her kişi, kendi içinde tek ve biriciktir" Ta kendisi biriciktir .

Takip

fotoğraf:rü

fotoğraf:rü

fotoğraf:rü

Yutku

Hadi koşalım dedim, yokuştu. yokuş eskiden yokoştu, beynimden geçen bu iken bir de baktım poşeti diğer eline geçiriyo. "Sen nerdeydin ya! ." diye bi sesimi duydum, yutkundum. çamurlara kadar koşarken, yutkundum çünkü çok söylenecek şeyin saldırısını ancak yutkunarak zamana indirgeyebilirdim. Bisürü sevme eylemi kalbime yüklenirken diğer programları kapatmak gerekti. Yutkundum. Şimdi burası çok sessiz, yutkunukluk halindendir. Kalbiminse çok sesli, inşa halinde mimari de uçurumları'lı çıkmaz sokakları'lı en sevdiğim mahallesi. Çamura kadar koşuştum, Çok konuştum, yutkunayım :)
fotoğraf:rü "demiştim ya"
fotoğraf: rü "bütün çiçekler"


fotoğraf:eda "bi eskişehirde kahkaha"


Edd-durum


fotoğraf:rü
Bi kız vardı, hep çok sevdiğim. Ne yazsa okuduğum, belki defa'larca ki dehalarca. Çekdiği fotoğrafları çok sevdiğim, yani neye eli gözü kalbi değmişse, benim sevgimin değmesinden bahsediyorum. Ona hiç, bak ben rü, seni çok sevdim, içindekiler'de olmak isterim, demedim. Demeyi çok istedim ama bunun internet denen meret (ki bu onu tanımamı da sağlayan aynı adlı) 'ten olsun istemedim. Yüzünü gördüğümde 3 boyutlu, o da benim ona bakan gözlerimin farkında olduğunda bu daha samimi ve göreceli ve durumu anlamasını sağlayıcı olucaktı. Durum dediğim durum'du, artık hareket halinde bişi.. Mesela onunla nil konserine gitme hayalim var benim, ki ben ona nile bakınırken rastladım. Bu kız nerde ne okuyo biliyoken ben, bigün oraya gitmek nasip olabilicekken, ben o bambaşka tanışmayı, mereba ben rü gibi harflerden oluşturmak "sırf" istemedim. hiç hemde. Sonra ben orda onu aradım. Tam fakültesini buldum, ki aramakla çok fazla harcanmış vaktin nihayetinde, az kum kalmıştı saatin üst bölümünde iken. Bi kız gördüm kıvırcık saçları omuzlarında. Fakültesinin önü. Koşmaya başladım "eda!" nida'mla. Bakmadı kız, 100metreyi koştum ki, kız ardına baktı ki o değildi. O olsa hayalim suya değil bana düş'tü. Olsundu, fakülte de karşıma çıkan ilk birileri ona tanıdık'tı. Ona not bıraktım. Eskiz defterimden ilk kez, bunca kıymetli bişi için bi yırtık alıp, "mereba ben rü" yazdım ona. harflerimle ama onun her gün girdiği kapının önünde. Sonra koşa koşa otobüse yetiştim ben. Mutluyum yine. Çok. Çünkü artık durum değil bu, koşum.

9 Ekim 2011 Pazar

kazı

fotoğraf: rü
fotoğraf: rü
fotoğraf: rü

Bi park var. Kendmi orda dünyanın en bisürü bişiyi en sevileni en güzeli filan. En beni. Bi bank var içinde, bankın içinde bi rü. Bi dha rü.

Sonbahar

fotoğraf: rü

fotoğraf: rü
fotoğraf: rü

Sonbahar da ben, Sarı yapraklarla buluşarak yürürüm çok. Çıtır çıtır. Karşıma mercan rengi yaprak çıktı. Sanırım senden 27 dk sonra =) <3

Bisiklet

Benim yeşil badim, turuncu tişörtüm, sarı ayakkabılarım, pembe çantam vardı.
Onun sarı bisikleti vardı.
İkimizin de göz kırpma yeteneği  vardı.
Biz de sergiledik.
Ona çok şey söylemek istedim... Üzerinde gezdiğin iki tekerin kıymetini bil, her zaman öyle rüzgarla çarpışamıyo insan. ayakların her istediğinde kesilmiyo yerden. bi daha  hiç'mişçesine sür, öyle tutkuyla, öyle sev onu.
Söyleyeceklerim vardı.
Göz kırpmakta çok şey vardı.
O da bana dedi ki, sen yürürken de ayağı yerden kesik birisin, öyle hayallerini çalmışımcasına bakma, sen içi fır fır dönen neşesin.
Onun da bana söyleyecekleri vardı.
Göz kırptık.
Anlattım anladı, anlattı anladım. Anlayışlar varması gereken yere vardı.
Sarı bisikleti vardı.

Sinan Paşa Camii'ne



Sinan Paşa Camii'ne..

Ne içten bi camiisin sen!
Ne sıcak, ne samimi... ! Öyle kucaklıyosun ki.
Sarılıyosun. Sarılmak ki; hem sımsıkı, hem özgür bırakarak...
Öyle içiçesin ki, tüm tezatla dahi..
Şehirle, içindekiyle, dışındakiyle. Hayatla ve ölümle.
Mezarlıklar barındırıyosun bünyende.. Ve kalbinde nefes alıp verenle. Ama sarılıyosun yine, hepsiyle, her kes ve şeye.
Senin dışın yok gibi. Kapın her yerde gibi. Hem onca dışarıya dönük, hem kendi içinde, kendi kendine, kendi halindesinki. Şadırvanın var evet, ama çeşmen de var bi köşende. Ağaçların var evet, ama çiçeklerin, saksıların da var. İçin serili evet seccadelerle, ama bankların da var bahçende. Mevlana gibisin, Ne olursan ol yine gel'ci. Gece görmek seni, bi başka güzel. Sarısın çünkü. Hem dingin, hem içten, hem sıcak, hem çekici..
Gölgeler geçiyo üstünde. Elele iki sevgili eşin gölgesi düşüyo mesela duvarlarına. Musalla taşının hemen yanında bi bisiklet duruyo.
Mezarlıktan kedi sesleri geliyo.. Ve bir şapkalı adam, mezarlık demirliklerinin ardından, kendisini sevdirmeye gelmiş, kediyle oynuyo. Bir şapkalı nefes alan adam...
Bir nefes almayan adamsa orda ya da değil...
Sen ama öyle sarılıyosun ki tüme. Öyle sarılısın ki.. Hele gece, daha sarı.

06.10.11

rü.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Han'a Yolcu

fotoğraf: rü
fotoğraf: rü
fotoğraf: rü

Yolculuk iyidir. Gün batımı nefis.

Hoşçakal










Hoşçakal eşim
Sonbahar kadar,
Dökülecek çıtır, sarı yapraklar kadar
Baktığında gözlerime yansıyan mavisi kadar denizin
Ellerin kadar senin
Mevsimler kadar, hoşça kal sevgilim.

Kapağını sıktığım kavanoz kadar ayakta,
İçindeki nutella kadar hoşça kal.

Boya kokusuna rağmen ki yine de sevgin kadar
"Bir sesini duyarım, gözlerin... " kadar
Hoşçakal

Bir saat uyuyalım mı diye soran dilin,
Bir buçuk saat yumuk kalan gözlerin kadar fazla kal.
Hem yanımda, hem rüyamdalığın kadar faz.

Birazdan kapı çalarmış kadar yakın,
Bir daha yakılmayacak sigara kadar uzaklığa rağmen,
Anınca içinin cız edişi kadar yakın kal.

Bir başka ayı birlikte geçirmek kadar uzun
Bir seksen küsür filan,
Ama ayrı geçen zamanda kısa,
Birlikteykenki kadar zamanın
Hoşça kal.

Ayna kadar aynı kal.
Evet uzasın saçların
Rengarenk sakalların..
Ama baktığın ve (b)aktığım
Gözlerin kadar aynı kal
Bana içmeyi sevdiren en,
Gözlerin ve sıcaklığın kadar kahve kal.

Şimdi mevsim sonbahar.
Sen sarı yapraklar kadar kuru kal.
Ben gökyüzümsü mavilikte nemlensemde kızma.
O da benim zayıf noktam, kilom kadar...
Ama sen en sevdiğim,
Güneş kadar sarı
Bi o kadar kuru kal.
Başucumdaki kuru kadar ayakta,
Rango kadar,
Benim için çocuk menüsü yemen kadar
Hoşçakal.

Kalbim kadar ferah
Tenin kadar sıcak
Üzerindeki yorgan kadar sarı laleli kal.
Gözlerinden öpmek kadar,
Hernerdeysen, hoşça kal.

Ekmek almaya çıkmak kadar,
Başka bişi lazımmı'yı sormak kadar
Nefes alan defteri bulmak kadar
Deniz kenarında,
Bisürü balık tutan bi amcanın ardında
İçimi okumak kadar hoşça kal.

Seni bir daha görene kadar,
Yanlış yerde inmek,
Sabaha kadar uyuyamamak,
Ama en en en
S a r ı lmak kadar
Hoşça kal.

06.10.11

ah istanbul

Ah istanbul... İstanbul olmadan da önce... Hiç görmedi...