28 Ağustos 2011 Pazar

Külkedimin 12 sonrası

fotoğraf: Rü
fotoğraf: Rü
fotoğraf: Rü
fotoğraf: Rü

Ağlayan bi ağacın bal damlayan göz yaşları.

Külkedimin 12 öncesi (3)


fotoğraf:Rü

Tam oturacakken püskküllü, camın önündeki bilyeyi gördü. Örümceklerden ödü kopmasına rağmen, aldı onu içeriye, cik cik cik cik ötsün diye. Yerde bi sarı yaprak bakıyodu bilyeye. Sarıldı sarı yaprak, yeşilmavibilyeye. Külü ve püsküllü, gülümseyip onları camın önünde bıraktılar bi dekormuşçasına değil de, iki sevimli doslarıymışçasına...

fotoğraf: Rü

Ve Püsküllü de, Külkedisinin gördüğü açıdan tam, koltuğun bu kısmında oturdu. Arkasındaki kapı içi bisikletler ve eski bi eşyalarla filan dolu bi 4metrekarecik odamsıydı. Bebek arabası Minyatür kızındı. Rü, uzaylı, limon, casper ve karadut pekmezinin aksine Minyatür kız ve Alpella, bebek arabası bakımından daha avantajlı büyümüş görünüyolarlardı, hem turuncu filan =)


fotoğraf: Rü

Püsküllü başını kaldırınca, karşısındaki ağaçta, bir ağaç balı gördü. Allah'ım çok güzeldi. Sarısı, güneşle buluştukça ışıldıyo ve jelibon kadar tatlı yapıyodu o ağaç balını. Külkedisi farkındamıydı bu kadar güzel oluşunun herşeyin... Püsküllü O'nun hasta, yorgun ve herzmanki gibi sevimli olduğunu gördü O'na bakınca.
Ayrılma vakti gelmişti. Püsküllü'nün gözyaşları içine akıyo ve Külkedisine benim bi iki dk işim olucak, burada ayrılalım diyiveriyo. İşi bu imiş Püsküllünün. Bu Rabbimiz tarafından bunca güzel süslenmiş anı unutmayı katiyyen istemediği kadar, külkedisinin nası bi büyü içinde olduğunu görmesini istediği için de, işi bu imiş.
Ağaca gitmiş en son... Gidip o jelibonkadartatlıağaçbalının başını okşamak istemiş.
Gidince birde ne görsün!

Külkedimin 12 öncesi (2)

fotoğraf: Rü
Kırmızı biberlerin yanından geçtiler. Püsküllü bayılırdı kırmızı bibere. ve biberlere. acı olmaması kaydıyla! Ve çok sevdiği biberlerin yanından geçerken biberlerden çok sevdiği külkedisiyle, biberler gitse, o kalsa keşke diye mırıldandı.
fotoğraf: Rü
O sırada gördü gözüne çarpan gözle görülür turuncu balkabağını! "Kül kedim!!!" dedi, "Bu bi bal kabağı!"
Bu iki dostun aşkı, o at arabasının aslında bi balkabağı olduğunu görebilicekleri kadar gerçekti.
Orada bi bal kabağının bulunuvermesi kadar da masal!

fotoğraf: Rü

Püsküllü O'nun ayakta kaldığını farkedip, arkasında örümceklerin ağlar kurduğu, üzerinde rengarenk dokunmuş bi incecik minderimsinin bulunduğu kanepeye buyur etti.

Külkedimin 12 öncesi (1)

fotoğraf: Rü
Bu ağacın yanından geçti külkedisi, farketmedi ama. Hep oradaydı ki bu ağaç, hep aynımsıydı her şey, biz kadar. Ancak biz kadar.
fotoğraf: Rü
Kapının önüne geldi, püsküllü'ye seslendi. Püsküllü naziklik olsun diye belki, gidip kapıyı açtı. Çocukken uzanamadıkları, şimdi bir kol kaldırımlık hamleyle ulaşabilinen kilit yardımıyla...
fotoğraf: Rü
Gürültülü bi gıcırtıyla içeri süzüldü... Merdivenleri çıkarken O hiç doyamadığı, Püsküllü buruk baktı ardından.

26 Ağustos 2011 Cuma

tersliğe teslimiyet

fotoğraf:külkedisi

Bi fotoğrafı nereye çevirirsen çevir sevebilmekten gelen mut... Çok yönlülük ve çok sevimlilik kolkola.


Küçüğünün büyüsü

Taşova'yı küçümseme=) dedim domateslerle ilgili konuşurken O'na.
"Küçümsemiyorum. Ben yalnız seni küçümserim" dedi, "küçüğüm..." diye ekledi.
İçimde kaldı... Bil ki;
Ben de yalnız seni büyümserim. Büyü'm...

Biber Dolması

fotoğraf: Rü

Biber dolması yapmak, aşık olmak gibiydi. İçine pul biber de koyuyorsun şeker de. Yeni bahar da, kim'yon da. Sonra o senin ilk biber dolman oluyo ve belki de sırf bu yüzden lezzziz oluyo. Belki de sırf bu yüzden gülümsetiyo, tadanları.
Biber dolması yapmak, aşık olmak gibiydi. İçin içine sığmıyor. Rengarenksin ve tagatatsın. İçi başka güzel, dışı başka.
Ki ben bayılırım bibere.
Ben pek severim domates.
Ve ellerim günlerdir biber dolması içi kokuyo. Türlü türlü baharatlar ve hala tatlı parmak uçlarım.
Biber dolması yapmak, aşık olmak gibiydi. Oldu bitti, Ama kokusu üzerime sinmiş, tadı damağımda kalmış, aklımdan geçenler hep yine biber dolması yemek, yine.
Ve aylardan Ramazan.

21 Ağustos 2011 Pazar

Küçük kız, kadın ve ihtiyar hanım

Fotoğrafları kurcalamak, en çokta, içindekinden uzak kalanların sevdiği bişey. Yarasına tuz basmak gibidir, ama bu onların sanki yemek tuzlu olmayınca tatsızdır’ımsı bi şekilde olmazsa olmazlaştırdıkları bi sevgidir.
Sarı kapağında yalınayak bi kızın dolaştığı o çok merak ettiği kitabı dikkatini verememiş olmanın yenilgisiyle bir kenara bırakıp, aklını başından alan’ı içeren albümü açtı bilgisayarında. Bi fotoğraf geldi önüne. Makineye değil, makineyi elinde tutan kendisine bakmıştı O bu resimde. Öyle içten, belli ki gözlerinin içine içine. Sanki yanımdasın ama uzaksın diyor. Elini tutamıyorum’um sancısını çekiyo sanki yeni doğmuş gözbebeği. Buruk bi mutluluk bulaşmış eline yüzüne… Şirin ama. Hep olduğu kadar en az. Ama çok şirin. Hepi de çok zaten.
Fotoğraf alıp götürüyor onu, zamanı ve hayal kokusunu. Serçe gagası kadar sert gerçek, vuruyo kalbine tık tık tık tık. Ritmi de bu oluyor kalbinin, kuşun gagalayışından ibaret.
Beklemek bu gece, ne ağır. Aramamak, soramamak, korkmak ama susabilmek ne kadar zor.
Aslında öyle bir hal ki, bütün ömür susabilicek kadar küsmüş bi çocuk var oturan şurda, köşede. Elleri, başını gömdüğü dizini bağlamış, gözyaşlarıyla sulanan saçları sararıp filizlenip bukle bukle gömültüden uzamış bi kız çocuğu oturuyo kaldırımın köpköşesinde, küsmüş. Köhne ve karanlık içinde. Görebilmek için saçlarının sarı olduğuna, bambumsuluğuna inanmak gerekebilir. Ama nerden bilinicek?
Bi balkonda, demirlere çenesini dayamış, upuzun saçlı bi kadın var. Saati bilmiyor. Bakmıyor, gelir şimdi diye. O zaten 9da durmuş saatini hiç çıkarmayıp hep onunla birlikte o gün, “-Saat kaç? -9… -Şimdi kaç saat? -9 –Saati tahmin ediyim mi? –Evet evet 9!” muhabbetini yaptıkları günde durmuştu. Ama yıldızlar öyle yer değiştirmiş ki, anlıyor gecikilindiğini, gelinmeyeceğini. Susmak en çok onu delirtiyo. Işıltısı çok gözlerin buğusu da çok olurmuş. Mavi damlalarında rengi... Sokakta bir minik gölcük olmuş, mavi.
Bi gölge yansıyor perdeye. Bi ihtiyar hanım, o yaşının en hızlı adımlarıyla dolaşıp duruyor odada. Saati de biliyor, O’nu da. Bilir tabi, çünkü tecrübe kokuyor üstü başı, ne kadar yıkansalarda. Kızıyor kendine çok, kızdıkça alev alıyor tecrübe kokan saçları. Su istiyor, çığlıklarla. O suskunlukların hepsi bi atılmamış çığlıktır çünkü. Kaldırım köşesinde oturan çocuk, Aklını başından alan’ın “İyiki doğdum hediyesi” olarak gönderdiği sarı hırkasının turuncu tifani poşetini alıp, balkondaki uzun saçlı kadının sebep olduğu mavi gölcükten sular doldurup, koşup ihtiyarın alev almış beyaz saçlarına döküyor. Küller ve saçlar bembeyazlar dökülüyorlar çimen halıya. Sönüyor saçlar, dönüyor dünya. Üçü sarılıyor birbirine. Yağmurlar yağıyor odanın içinde. Tavana bulutlar çizmişlerdi onlar 27 yaşındalarken! Sırılsıklam aşık. Odadaki gözyaşları buharlaşıp, bulutlara bulaşıp, sonra damlamışlardı şıp şıp.

Hadi oyun oynayalım diyo küçük kız!

1
2
3
Tıp.

16 Ağustos 2011 Salı

Başka


"seni tanımlamaya yaklaşan tek kelime var can
"başka"
soyut bir kelime
ucu bucağı yok "


Dedi bana. unutmak istemedim bunu. adının anlamını filan sorarlar ya, olur da, rü'nün anlamı da bu artık.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Müşur dd

Müşur dedeyi gördüm, ve evinin önü denizler şelaler.. Yemyeşil... Pırıl pırıl... Sonra bişi oluyo.. Pencereyi açıp bişi söylüyoruz, dua gbi, besmele gbi.. Öyle bişey oluyo ki! Evin önü su demiştim ya, pencerenin seviyesinde sular.. İşte o şeyi söyleyince, suların içinde pencereye ulaşan bambaşka bi sular oluşuyo.. Kulağımıza harika sesler geliyo. Öyle bi nefes alıyoruz ki, sanki içinde huzur, şifa, tadı damağında kalan bi hava, ferah, melodik bişiler var. Suyundan içiyorum avuç avuç.. 3-4 avuç sonra elimi suya sokamıyorum bi süre çünkü ellerim sudan ayrılamıyacakmış gbi üşüyo. Donup orada kalıcakmş gbi.. Kanamadan suya kapatıyorum pencereyi.. Müşur dd de su istiyo o sırada..bi türlü bardak bulamıyorum.. Her bardağın sahibi varmış..nasılsa bulup,camı açıyorum..Muazzam su hala yerinde..bişi eksik sanki, belki melodi az önceki gibi degil galiba..
Galiba etkisini kaybetmemiş henüz, yoksa yeniden söyliyim mi diye soruyorum Müşur dd'ye. Gerek yok koy sen diyo. Müşur dd oturup su içerken, onun oturduğu sandalyeye çıkıp pencereyi açıyorum.. Küçücük sandalye kocaman mı ki sanki, hiç birbirimize değmiyoruz bile.. Müşur dd elindeki bardakta ki hazır ya da çeşme suyunu içiyo o sırada.. Suyun birazı kalıyo. Ben de başka bi bardakla muazzam sudan alıp müşur dd'nin bardağına dökmeye başlıyorum.. O sırada müşur dd'nin bardağının içinde kırmızı bişi görüyorum ışıklı bişi gibi. Ama benim döktüğüm sudan mı yoksa bardakta önceden de mi vardı bilmiyorum.. Müşur dd suyu içiyo, ama bitirmiyo. O küçük kırmızı şey bardaktaydı hala.. Müşur dd ayıp ama komik bişi söylüyo, gülüyo sonra.. Müşur dd'nin öyle bişi söylemesine şaşırıyorum.. Bardaktaki o şey yüzünden mi acaba filan diye düşünüyorum.. O sırada uyanıyorum..

pat

Bi kendi kendinelilik hali:

-Telefonumu arkadaşımda unutuyorum. Telefonumu arkadaşımda tutuyorum. Kendime sanal alem yasağı koyuyorum. Seni terk ediyorum.
Seni terk ediyorum, görmüyo musun? bişey yapmıcakmısın? gerçi istemiyorum beklemiyorum ama merak ettim. seni terk ediyorum. bi şey yapmıcakmısın?
-Yapmak için yelteneceğim ihtimalleri çürütüp, beni zehirliyosun, ellerim gözlerim o yüzden mi titriyo?
-Bilmiyorum. ben seni terk eden adam olmak istyorum. git kovboyuna sarıl ağla.
-Beni bırakma.
-Tutmuyorum ki.
-Gitme!
-Git kovboyuna sarıl ağla.
-Seni ne zaman görücem, sesini ne zaman duyucam?
-Sanal alem yasağım var ve telefonumu arkdaşmda unutuyorum. Seni görmemek ve duymamak için bunlar.
-neden bu kadar basit? sadece bi oyuncak yüzünden? neden gerçek bi sebep bile değil?
-Eğer sebep gerçek olsaydı, terk etmek basit olurdu.
terk etmek gerçek, sebep basit.
-Yine kendi kendime mi konuşuyorum? nolur, öyle de.
-Hayır, bunları sana ben ima ettim. sende anladın. öyle değilse, yanlş anladysan zaten sana bişiler söylerim. -Beklerim ='(

Sonra kendin kendimeydim.. Sesini duyuyodum okurken bunları... Gülmemek için kendini zor tutuyodu. Sonra yüksek ateşin de etkisiyle bi kahkaha patladı=))

Gözlerim kocaman ve ışıl ışıl olmuş, tavana bakıyodu, ayaklarımı, yerçekiminin aksine, gökyüzüne uzatmış çırpıyodum=) deli gbi tatlı atıyodu kalbim, bazı deliler tatlı olur, o'nun gibi=) dudaklarım kenarlara yayılmış ha bi de ısınmıştı=) ya çünkü 2 saattir kulaklarım sesini duyuyodu=)

3 Ağustos 2011 Çarşamba

yakın

Işkın diye bi kız ve kızın çok iyi zar şansı vardı. Böyle zar şansı görmedim ben arkadaş diyerek belirtecekti bunu sonra. Sitem eşliğinde, kaçıp gitmekle ayıp ettin, puanım hiç oldu diyerek. Sonrasında sevgilisinin telefonunu meşgule attığı sırada tavla ya da internetten zarla oynanan bi oyun oynamakta olduğunu fark edip de üzülmesin diye sırf, silicekti mesajı. Önceden de olmuştu böyle şeyler. Herhalde o yüzdendir…
Telefonunu arkadaşında unutucaktı. Aslında; konuşursak çok üzücem seni, çok canımı sıkıyosun gibi ifadeler kullanarak yer yer, O’nu önceleri hiç duymadığı şeylerle tanıştırmıştı ama, basit bi sebebi büyüterek iletişimini küçültüp hiç seviyesine getirmesi; alışık ve şık olunmayan bi hal almıştı. Sonra uzun süredir beklettiği bi kızın arkadaşlık isteğini şimdi kabul etti. Hiç merak etmiyorum seni izlenimi verdiği sevgilisine, bütün bunları düşünmek bunların anlamsız geliyor olmasından çok daha ağır geliyordu. En az kendi saçları kadar saçma olduğunu her şeyin, O da fark etsin, arasın, bişiler yazsın istiyordu. Dünyasını O’nun üzerine kurmuştu ve şimdi O’nsuz her şey kurumuştu. Annesinin içmesi için zorladığı eksik malzemeyle önüne sunulmuş tadı, tuzu yok bi çorba gibiydi hayat. Bir şeyler ters gidiyordu, herkesi tersliyordu. Birde Pinhani mırıldanıyordu, “Kendinden emin değilsen sevme, bensiz mutluysan, hep öyle kal!.. Ben ki sevmekten hiç usanmam…”
Dua ediyodu sonra, Bi gün bana bu kadar ağır kızıcaksa yine, yine aynı sebepten olsun olucaksa. Bu kadar tatlı olsun sebebi, bu kadar masum olsun.
Yapıcak hiçbir şeyi yoktu, söyleyeceği her şeyi söylemişti. Kendisinin fark etmesini bekliyordu bir tek şimdi. Kırıkları vardı yanında, parmağını kesmişti bu yüzden. 24 saatin 20sini yatağında geçiriyordu. Zaman bir an önce barışcakları anı göstersin diye bekler gibi. Gözünü, sesini açamadığı telefonundan ayırmadan bekliyordu. Kalbi aşık, suratı asık, canı sık, camı açıktı. Fena konuşuyodu kendi kendine:
Nefes mi almaktı mesele? Boğucumuydum? Sıkıcı mı? Beklenti; eklenti olmadığımın hayatında, gerçek olması. Sandım değil, sanki değil, öyle değilmiydi ki değil, biz olmazsa olmaz olmadık mı? Canın sağolsunların yerini canım sağolsunlar almamışmıydı? Çünkü canımsın. Canınım. Canın mıyım? Nefes mi almaktı mesele? Canın mıyım?
Ama hep yaptığı kendi kendine sorup kendi kendine cevaplama, kişisini beyninde aktif halde konuşturma hali, şimdi kırgınlığın etkisiyle sorulara cevap vermiyor, verirse de hep negatife yakın konuşuyordu.
Yakınlığından yakınıyordu sonra negatifin. Biri yakın mı yakalım mı dese, Y a k ı n ! dicekti. Sorsa yakınayım mı diye, "susma, y a k ı n !" diyecekti.
Can yakındır bedene ve hem ruha.

2 Ağustos 2011 Salı

bir oyuncak, bir bozuk ayna

Aynayı görüyorum
Ve gözler, ağız, kaş, burun
Bi bütünü yok bunun.
Merkez bi parçası yok puzzle'ın.
O yüzden parça parça.
O kadar eksik ki, sanki hariç haricindeki hiç bi parça yokmuş!
O yüzden çabucak yaşlanır, buruş buruş.
Elime bir tual verseler bir de fırça
Tek yaptığım, seni buluş, sonra yoruş.
Karış karış bilip seni, karıştırıp sonra,
Ben sana ne kadar aşığım hiç sorma!
İçimi titretiyosun ah aşkından. Sen ama,
Üşüten sözler estirip, sonra oralı olma!

Oysa baktığımda, sanki ben-sen,
ayna-ben olurdu birden.
Günün nasıl geçti diye soramamak,
günümü geçmek bilmez olduran.
Ve gözlerime inanamamak,
gözlerimi en dolduran.
Sen böyle yapmazdın.
Kocca sebepler, bize sızamazken
Kırıntı yüzden, kırmazdın.
Vahşi batı evet, seni aldı.
Ve havalar sıcaktı, kaktüsler susuz kaldı.
Ben sağladım,
Ben ağladım...

Aynanın dibiydi, görmedim, göremedin.
Maketin gibiydi, miniğim.
Sanki o, bana iyi bakmakla görevlendirdiğin..
Benim kurduğum oyun,
Benim sana kördüğüm olup
gördüğümde gülümsedim diye alıp onu
içimize ördüğün için en çok da sevdiğim
şimdi o yanımda ve ben evdeyim.
Simit sarayında kola içip, seni birlikte bekledim
Anlattım, hep, içten, bizi ona ekledim
Şimdi evdeyim, seni onla pek bekledim.
Senden, o günlerden, o film, o evden bana, çok özel bi hatıra!
Bir gün önce hatta,
bizi nası sevdiğimizi hatırla.
Kalbimin hatrına.

9-Ne Garip Adam!

Ben susayım, Nil anlatsın.
Bi yerlerde kulaklarını bunlar çınlatsın.

1-DUMA DUMA DUM
Buldum birini buldum, soydum baş ucuma koydum, o kimdi? bi teselli! seni umdum duma dum!
dudaklarımda bi nefesle, aldım onu bi hevesle, kandıramam kendimi! düpedüz başkası işte!!
Aşksızım tatsızım.. sen yokken ne bahtsızım..
dumma dum duma dumma dum, senmişsin yerim yurdum!
yumdum gözümü yumdum, kendimi yanına koydum
Kim bilir neredeydin, seni buldum duma dum...

2-RUHUM HEP DESEN DESEN
Tamam,tamam öyleyim ,Bir öyle bir böyleyim, Hergün tanış benimle.
Bir güler,bir ağlarım; Anlatırım,saklarım, Alış şu hallerime...
Farkında bile değiiiilsin
Seni cezbeden de bu
Niye beni seçersin
Etraf desensiz dolu
Ben bugün nasılım? Yakın mı uzak mıyım ben? Off...ne bileyim
Açık bir kucak mı yoksa bir tuzakmıyım ben? Ruhum hep desen desen
Ama ben hep böyleydim, Sen beni böyle sevdin, Değiş desen de olmaz
Durup bak renklerime, Bir demet yap kendine, Aşkımız öyle solmaz
Farkında bile değiiiilsin, Seni cezbeden de bu! Niye beni seçersin? Etraf desensiz dolu!
Ben bugün nasılım? Yakın mı uzak mıyım ben? Off...ne bileyim!
Açık bi kucak mı yoksa bi tuzakmıyım ben?
Birini seçeyim
Sakin mi serin mi? Benim mi senin miyim ben? Bunu bir düşünim.
Kalp miyim akıl mı? Aklı karışık mıyım ben?
Ruhum hep desen desen...

3-ÇOK CANIM ACIYO
Gel bizim aşkımız fani olmasın. Herhangi biri mani olmasın
Enerjin nerde? Güç içinden gelende! Otuz olmadan kırkında mısın?
Çok canım yanıyo! Çok içim acıyo çoo....k! Söylüyorum dinlemiyo!!
ben ya direk sana ya
kabristana ya
hindistan'a
çok canım acıyo ya! !
Dediler aşka sabır ya da sefer lazım, Dedim eyvallah yok itirazım.
Sabrın nerede seferin önünde. Acelen mi var firarda mısın? 

4- SİZ
Bana sorsan tipsizdim, yeteneksizdim , Ne kadınlık bilirdm, tam beceriksizdim
sizin bana olan aşkınız, şaka mı yaptınız ?
beni mest ettiniz hep met ettiniz
çok sevdiniz, pişman mısınız ?
denediniz, dost mu düşman mısınız ?
Farklımydım değildm, bir de kibirliydim, Değişicem der değişmezdm, hep aynı bendim
nasıl bana bakıp şaştınız, şaka mı yaptınız ?
beni mi kastettiniz hep yücelttiniz
çok sevdiniz, pişman mısınız ? denediniz, dost mu düşman mısınız ?
çok sevdiniz, pişman mısınız ?

5-AKBABA
Kola olmasın, Mojo olmasın!! Madem sen yoksun Kafam olmasın.
Gündüz olmasın Gece olmasın! Madem sen yoksun günler akmasın.
Sensiz nasılım bak bana
gelde bi çorba yap bana
madem öldürdün
Akbaba olmasın
N'olur olmasın

6-XL
Çok değil arar o beni arada bir. O benim hayatımın tuzu biberi..
Özledim iyi şeyler düşün dedi..Gözlerim bir onun yolunu bekledi.
Onun aşkı bana extra large bana extra large bana extra large
Giydim ama benim boyum kaç benim kilom kaç Daha benim yaşım kaç !
Onu çok sevmek söyle neye yarar. Yapıştırırsın o bir daha kırar.
Söyledim sana o bir şey olmaz dedi.. Gezindim bulamadım onun gibisini !
Onun aşkı bana extra large bana extra large bana extra large
Giydim ama benim boyum kaç benim kilom kaç Daha benim yaşım kaç ..

7-APTALLL KOVBOY.
Hey bebeğim Hadi gel şöyle çölde bi turlayalım Şu barda arkadaşlarım var Onlara uğrayalım
Hem bişeyler içeriz hem iki laflarız Çok tatlı çocuklardır Uzun zamandır tanırız birbirimizi
Ben aptal bir kovboyum
Ama sana a-şığım
Evimde yok ça-talım
Evimde yok ka-şığım
Hey bebeğim Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demektir biliyomusun ha
Fakir bi hayatın var Seninle çölde turlamak kadar Bara gitmek kadar Daha güzel bişey yok bebeğim
Hadi gel biraz daha turlayalım?

8-KIRIK
Ocakta cay, ama buz gibi içim.. Tepede ay, hersey sensiz ne biçim!
Hayat kuru, gözlerimde yaş var.. Tek bir soru; niye kırık bukadar?
Bir şakam var; sen hariç kimse gülmez.. Unutursun dedıler kırk gün sürmez.
Kazagın bende, koklamaya korkarım
Bırak kalsın
Kırıldım tamam.Çektın gittin tamam.
Üstüne varmam. Arayıp sormam..
Yorgunum bakma. Gel desem sacma!
Beni terk mi ettin?
Tamam dönme o zaman üstüme varma
Arayıp sorma! Yorgunsun bakma. Gel desen sacma!
Beni terk mi ettin ?
Kopamazdık biz ya! Susmazdık biz ya! Öyle olmazdık biz ya.
Gitmezdın sen ya..Dönerdim ben ya ! ya.. ya! ya! ya...
Kırıldım tamam! Çektın gittin tamam!Üstüne varmam.Arayıp sormam.
Yorgunum bakma!Gel desem sacma=( Beni terk mi ettin?
Tamam dönme o zaman üstüme varma..Arayıp sorma=(
Yorgunsun bakma..Gel desen sacma! Beni terk mi ettin ???

9-NE GARİP ADAM
Kendime buldum bi Garip Adam. Üstüme gelmeyin bozuk kafam.
Kaderim mi garip ama gerçeğim mi? Ya da o öyle garip degil de garibim mi?
Yok ama belli olmaz. Kollarını sararsın sarılmaz
Ona güven olmaz. Seversin taparsın oralı olmaz
O hali inanılmaz! Eğersin bükersin kırılmaz.
Yok ona ulaşılmaz. Şu alemde tek kalsam o benim olmaz
Ne Garip Adam Ne Garip Adam Ne Garip Adam
Öpsem anlamam,Tatsam anlamam,Baksam anlamam!

1 Ağustos 2011 Pazartesi

kırık.

ıyıkı arkadaslıklarım senın gıbı degıl
baslatma oyuncagına
neyse
bb
----
Görüntülü Aramanız sona erdi.

kayıp olmayasıca hakkında.

Dilara Ceylan Han: Aslında sevgi üzerine söylenmiş bütün sıfatlar anlamsız, kullanılmış, klişe... Ama ''o'' öyle bir söylüyor ki hepsi fabrika ayarlarına geri dönüyor.. Daha önce hiç kullanılmamış gibi geliyor.. Hani kırmızı başlıklı kızı anlatacak olsa ''Acaba sonunda ne olacak?'' diye merak ediyorsun...
Tek problem şu, o insanı ya buluyorsun ya bulamıyorsun :)


Rü: Bulunca zaten un ufak olup, o'nu kendine buluyorsun<3