30 Temmuz 2011 Cumartesi

Tesbih

fotoğraf: Rü

fotoğraf: Rü
fotoğraf: Rü
fotoğraf: Rü

kuşlar ve kumru

fotoğraf: mercan
-Yediler içtiler şimdi de sıçıyolar işte rü=)
-Yine sıçarlar mı?
-Sıçarlar.
-Kaçalım o zamaan!

kayhanınkafesi

gidilinip görülünülesi kafeden diktörtgen ve kareler:)
fotoğraf: Rü

fotoğraf: Mercan

fotoğraf: Mercan

fotoğraf: Mercan
fotoğraflar: bi rahat duramayan kızı yakalama çabalı fotoğrafçı:)

sinir köpürükleri

fotoğraf: Mercan
Senin sinirden köpüklerin; her bi şeyden tatlı, her sineye içilenden bile lezzetli sevgili <3

Deniz Feneri

Ben de bi deniz feneri olsam, benim de bi baş döndürücü ışıklarım olurdu. o kadar uzakta, o kadar yalnız olsaydım, benimde canım o çok uzaktakinin dikkatini çekmek isterdi.ama deniz fenerinin eli kolu bağlıdır, bu yüzden göremeyiz. göz görmeyince gönül katlanır belki. ayakları öyle küçüktür ve yüzme bilmezdir ki, taşıyamaz o koca yükü ve gidemez uzağının yakınına.
Belki de ben bi deniz feneriyim.
Gözlerimin mavisinde çakılı kalmış, durgun, ışıklı ışıklı bakan lacivert geceye umutla...
Kimsenin bilemeyeceği kadar korkan, ama dimdik ayakta.
Yemek yemese de su içince karnı geçici doyan, ve geçici doymalıklarla nefes almakta.
En sevdiği şarkıymış "Aşkımın bi kalbi varmış, kalbi gökyüzü kadarmış! Nereye koysam kendimi, bir yıldız kadarmış.."... Rü gök yüzünde bi yıldızmış! Bişiler onu yıldırmış olamazmıymış? ne de olsa bi yıldırım aşkı varmış. Bir denize yakın yaşarmış.
Belki de ben bi deniz feneriyim.
Fiilen gökyüzündeyim, ayaklarım kumuna bassa da derinin.
Belki de bi deniz feneriyim ben.
Uzağında olsam da senin, ışıklarım içinden geçebilir.
Belki de bi yıldızın ışığıymış kalbine yansıyan. Belki içim yanarmış, belki boyum kısaymış, belki ama yine de merdivenlerim varmış içime çıkan benim. Oysa senin için en gökyüzüne yakın penceremde saçlarını uzatan bi kız yaşarmış, belki seni kuleye çekmek için, belki sana süpürge etmek için.. Ama bilemeyiz ki zamansızken nedir doğru?
Bi deniz feneriyim belki de ben!
Benim hayallediğim senaryolarda başkası oynar. Bir deniz feneri onunla nil dinleyip yemek yiyemez, sahile inemez, marketten aldıkları olmaz ki atıştırabilsinler onla birlikte. Kıskançtır belki de sırf bu yüzden deniz fenerleri. Özlemiştir zaten. Ya bi deniz feneriysem ben?
Ben uzaktan bi şekere bile benzeyebilirim hem, resimlerde güzel çıkarım.
Ben bi deniz feneriyim belki de.
Ben bi sarı deniz feneri gördüm... Ya aynaya bakıyoduysam o sırada?
Belki de bi deniz feneriyim ben-deniz.

29 Temmuz 2011 Cuma

Biraz Kuşlar


fotoğraf: Harun GÜLTEKİN

Bu sabah biraz uyandım…
Birazımı rüyada bıraktım
Birazını hayale döktüm
Dik kafamı söktüm, Birazını diktim
Dün biraz köktüm, yarın büyüdüm
Yarım, büyüydün..
Mandalina içerdiğini kumrular söylemişti,
Epey bi önceydi
Turuncu iksirden içmiştim.
Dik başımı önüme eğip birazını diktim.
Didik didik edilmiştim.
Senden ıraktım…
Sigarayı bıraktım, pasif tuttuğum bi süre.
Püre oldu içimdeki biraz kuşlardan bahsedişim.
Biliyorsun biraz uyanıktım.
İlaç içerdim ikiletmeden, isteseniz.
Biraz uykudaydım çünkü, kendimde biraz.
Konuştum aslında, sesimin esmediği kadar.
Aslımda konuştum belki, yar duyduysa.
Şimdi bütün bunlar özümüzden olduysa,
Biraz özellemekten, biraz özlemekten.
Özetlemekten ibaretiz kendimizi..
Ya da biraz birbirimizi…
Bizi sevişim hiç birazlık bilmedi.
Rü yazdı bu kez hiç silmedi.
Bu şiir biraz bitti.
Biraz yazılıyor hala.

Aşk

Büşra Çay : Aşk güzeldir :)
Rü            :  İlk kez güz'de tutulan el'dir :)

büş-rü-kurtçuk-püskül

fotoğraf: Rü

fotoğraf: Mercan
fotoğraf: Mercan

fotoğraf: Mercan
fotoğraf: Mercan

"Dokunduğumuz hayatlarda parmak izlerimiz kalır ♥ ...

-Şebek =))

-:) Sevdiğim şey gülümsetmek ♥ ...

-:D"
Büşra Çay.

Biz onla belki de, hani yuvarlak olan ve bisürü pencereye sahip mavili yeşilli ve koca göbeğini bağladığı gökkuşaklı evde, aynı pencereden bakıyoruz hayata:)

can

-Sana aşık bu adam!
-Sana aşığım bu adam!

14 Temmuz 2011 Perşembe

beş duyu

Bi gün bi fotoğrafımızı görmüştüm. o bi, bu. sonra şöyle oldu hissettiğim ve döküldüğüm içimle birlkte...

tat koktu. gördüğümü duydun mu dokunmadan?

10 Temmuz 2011 Pazar

Hazır Çorba

-Benim Özge süper yemekler yapıyo abi ya.
-Ben Rü'nün yaptığı hazır çorbayı içmek istiyorum.

dokuzyedionbir

<3

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Tesell-i İstanbul

Tanışmamız; en yakın arkadaşımı benden uzun süre ayrı tutan, en çılgın amcamı buralara pek uğratmayan şehir diye olmasaydı. Hani diyorum nüfuz cüzdanımda doğum yeri kutucuğumu doldursaydı. O zaman “Bak, İstanbul’a girdik” deyince yanımdaki arkadaşım, gözlerim kocaman açılıp, yüzüm otobüs camına yapışırken, bir yandan el yordamı ile fotoğraf makinemi çantamdan çıkarma telaşım olmayacaktı. Çünkü benim O’nu ilk görüşümün heyecanı, hatırlayamayacağım kadar eskimiş bir hastane odası duvarı olacaktı. Çektiğim fotoğraflar her baktığımda, bu başka diyarlarda solurken, aynı mutluluğu yine vermeyecekti. Ayağımı ilk İstanbul’un yeryüzüne bastığımda, hemen karşımda balıklar, deniz, hemen arkamda bir tren yolu, başımın üstünde onun mavi gök yüzü, havası öyyyle ciğere çekilesi. İlk uğrağım birkaç adım sonrası, Gülhane Parkı. Ağaçlar hoş gelmişliğimden olsa gerek, dimdik upuzun oluşa rağmen yakın, saçlarımız birbirine karışırmış gibi, kimileri eğilmiş bakıyorlar sanki beni sevmiş hem tuhaf bulmuşçasına şirince dikkatli. Hastane odasına göre çok daha orijinal evet! Gördüğüm her, fena afilli. Oraya aşık delice, her içinde olanı kıskanan bir kalp atıyor bedenimde. Herkesin hakkında bir şeyler söyleyebileceği bir şehrin bu kadar az mı olur hissedeni. Aşk büyük olsun diye mi. Ya da ben mi onlara kıymetini bilemiyorlar muamelesi yapıyorum. Bu kadar sevilsin diye mi ben uzak büyüdüm ondan ve her şeyiyle zıt bir yerde… höh. Teselli.

Vasiyet1

Rü      : Vefat ettiğimde beni Rüdam Çilek Bahçesi'ne gömün:) Balıklı sularla sulayın.
Damla: Olmaaz! Ne ölümü yaw! Ben ya direk sana ,ya hindistana,ya kabristana cok canim aciyo yaaa..
Rü:     : Aşka sabır ya da sefer lazımmış balık:) hem su damlam "ölüm allahın emri, ankebutta belli"
Damla: Evt haklısın balık ...ölüm allahın emri...ama geleceğe böyle umutla bakan yürekler hayallerini gerçekleştiremeden gitmesin isterim sabırla
Rü      : ‎=) imtihanımız bol süreli, güzel geçsin inş:) haphaklısın.. bi damla su ile yutulmalık seni♥
Damla: :) amiinn!!

Kanadı anteni (b)ağlı kelebek

Rü:Kader ağlarını etrafıma örmüştü uyandığımda.
  X:Sonra noldu :)
Rü:Kelebek olabilmek için, kozanı yırtman gerek. Sonra uçtum..

3 Temmuz 2011 Pazar

Kayısı

"Şeftali! hem turuncu hem sarıdır" dedi. Ama elimdeki kayısı. Yine karıştırmıştım.

Şurup

Her ölmemiş insan, bir bitmemiş hikâye. Hani tiyatro izlerken, içimde sahnede olma arzusu beliren ben, her bitmemiş hikâyenin bir kahramanı da olmak istiyor. Benim cebimde üç yüz elli bin atmış tane yara bandı var ve insanların da yaraları. Kendi söküğünü dikemeyen terzi gibi kendi yaralarım kanarken düşünüyorum bunları hem de. Ama ben denedim. Tutmadı. Yapışmadı. Çünkü başkaları için ürettiğimiz yara bantları, kendi yaramızda başkalaşmıştı. Hani çünkü hepimiz, kolay sanırız başkasının yaptığı işi. Çekilen kendi dişi olunca anlıyor ancak insan bişii. Kısa süreli… Çünkü yine üzgün bir surat gördüğümüzde, iç gıdıklayan pembe şuruba sarılırız hemen. Sonra sanırız ki işte oldu, mutlu, dimdik ayakta. Onun kolundaki yara bandını görürüz, yarayı değil. Ne kadar büyüktü yarası, ne kadar derindi biz bilmeyiz. Çorbamızdan bir miktar daha taslar, bilmişlik taslar kelimelerimiz, ne kadar alçak olsa da gönlümüz… Aslında mesele, o kabarık eteklerle, içine dönmekte. “Dili kalbe indirmekte” … Mesele annenin, burnunu kapayıp ağzına kaşığı tıkması değil, onların yara bandını tüketmekte değil, kendi şurubunu üretmekte. O zaman bunları konuşan biri, işte anındaki dilsiz, sessiz ve eşsiz biri, bunun derdinde. Şurubumun malzemeleri, oranları, hesapları… Aslında içinden geldiği gibi dökmelisin kalbini açıp, onu koca bir kazan sayıp; inancını, mandalinasını, huyunu, suyunu… Çünkü ancak kendin bilirsin sana neyin çare olacağını. Yaşamayı sevdiren neyse hikayende, ona yönelmen zor değil içindeki oklarla.
Her ölmemiş insan, bir bitmemiş hikaye. Ve her hikayenin baş kahramanı kendi başın. Düşün taşın kendine. Bitmesin hikayen.

1 Temmuz 2011 Cuma

Yer ve zaman: Karışmış, kişiler gibi.

Yağmur yağmış, kaldırımlar nemli, toprak kokmuş bina yığılı oluşuna rağmen şehrin. İçi sıkılmakta adımlarını sokak duyan birinin. Toz duman yükseliyor öksürdükçe ağzından. İçindeki tozlu fotoğrafları kurcalamakta belki de. bi tek içinde kopyaları olan kayıp fotoğraflar, derinlere indikçe daha ağlı, bakmak için almak zor, daha bağlı... Kendi kendine mırıldanıyor. Yürüyor. Tedirgin ediyor kedileri. Karıncalara basmıyor hiç. Çünkü karıncalar, kütüphanenin köşesine bırakılmış ananaslı dondurma parçalarını erimeden evlerine taşımalılar. sarı oluşu bütün dünya karıncalarının dikkatini çekmesine sebep olmuş olabilir. Koşuyorlar bu yüzden. Nemli kaldırımlarda yürüyenin kütüphaneye uzaklığı o kadar kocaman  ki, hiç karınca da ölmüyor hem. Deniz olsaydı keşke diyor, ben hır diye çınlasam o benden hırçın, ben ağlasam o benden ıslak, onun içinde inci ve bisürü mercanlar yaşar, benim mercanım bir tane. Yüzü yürüyor ama gönlü yüzüyor.  Birtanesi deniz olan bir şehirde...  Kızıp denizsizliğe, densizliğe, En'sizliğe... Yürüyor. Bi yol var, kaldırımı kocaman, yeni yağmur yağmış, bir telefon çalıyor. Sonra koşmaya başlıyor Ondan uzaklaşarak, çok hızlı koşuyor, en büyük şehirde, kimse yok koştuğu nemli kaldırımlarda, o ve sadece telefonla konuşan biri.. Geri dönüyor sonra, arabalar geçiyor yanından, sarı ışıkları var gülümseten... Koşuyor koşuyor koş.. Telefonla konuşan adamın önünde durduğunda, bir telefonla konuşan adam yok, büyük ağaçlar yok, uzuun nemli kaldırım yok, karıncalar da var!

İncilere sahip kara kediye isyan!

-Kibrit nerde?
-Rü'nün elinde.
-Rü nerde?
-Dağa çıktı.
-Dağ nerde?
-Yandı bitti kül oldu gitti.
-Rü nerde?
-...

Sabır nasıl bir şeymiş anladım son zamanlarda. O'nu görememek mesela. Göz göre göre görememek. Susmak mesela. Kulak duya duya susmak. Kibritin hala cebinde olması.