9 Ekim 2011 Pazar

Sinan Paşa Camii'ne



Sinan Paşa Camii'ne..

Ne içten bi camiisin sen!
Ne sıcak, ne samimi... ! Öyle kucaklıyosun ki.
Sarılıyosun. Sarılmak ki; hem sımsıkı, hem özgür bırakarak...
Öyle içiçesin ki, tüm tezatla dahi..
Şehirle, içindekiyle, dışındakiyle. Hayatla ve ölümle.
Mezarlıklar barındırıyosun bünyende.. Ve kalbinde nefes alıp verenle. Ama sarılıyosun yine, hepsiyle, her kes ve şeye.
Senin dışın yok gibi. Kapın her yerde gibi. Hem onca dışarıya dönük, hem kendi içinde, kendi kendine, kendi halindesinki. Şadırvanın var evet, ama çeşmen de var bi köşende. Ağaçların var evet, ama çiçeklerin, saksıların da var. İçin serili evet seccadelerle, ama bankların da var bahçende. Mevlana gibisin, Ne olursan ol yine gel'ci. Gece görmek seni, bi başka güzel. Sarısın çünkü. Hem dingin, hem içten, hem sıcak, hem çekici..
Gölgeler geçiyo üstünde. Elele iki sevgili eşin gölgesi düşüyo mesela duvarlarına. Musalla taşının hemen yanında bi bisiklet duruyo.
Mezarlıktan kedi sesleri geliyo.. Ve bir şapkalı adam, mezarlık demirliklerinin ardından, kendisini sevdirmeye gelmiş, kediyle oynuyo. Bir şapkalı nefes alan adam...
Bir nefes almayan adamsa orda ya da değil...
Sen ama öyle sarılıyosun ki tüme. Öyle sarılısın ki.. Hele gece, daha sarı.

06.10.11

rü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder