16 Ekim 2011 Pazar

Karış

"Herşeyi bitiriyosun içimdeki, herşeyi bitiriyosun!" diye bağırıyordu, adımlarımı yavaşlattım. Karar veremiyodum çünkü. Etrafları sapsarıydı. Bi tarlanın ortasında oturmuşlar, birbirlerine en delici gözlerle bakıyolardı ya da oğlan gözlerini indirmişti. Çünkü o öyle bağırıyo avaz avaz, ama kılını kıpırdatmıyo ağzını açmıyodu çocuk. Hem bitiriyo, hem hiç kendinden vermiyodu demekki. Ama bilmiyorum, gözlerini indirmiş miydi, bomboş bakıyomuydu, yaşıyomuydu, tablosuyla gurur mu duyuyodu! Bilmiyorum çünkü tuttum içimdekileri. Gidip onlara yanyana olabilirliğin değerinden bahsetmedim, özlemekten bahsetmedim, bitirilememekten bahsetmedim. Yürüdüm ve sustum. Sonra ağladım. T cetvelimi göz yaşımla sildim. Özledim. Bağırmak istedim.
Sevgili tüketicidir. Her gece aşka gebe kalmak gerek, her gün yeniden doğurmak, öyle doğrulmak gerek. Bitinç diye bişey yok, güneş hep sarı ve her gün gittiği yoldan geçiyo gelip yine. Tarlalar sarı ve birileri sarı tarlalarda oturup bitirlmekten bahsediyo. Tohum istiyo sadece aslında. Yeniden doğabilmek için, mis kokabilmek, tat verebilmek için, tohum istiyo. Ama bitiren adam bilmiyo belki bunu. Bi tarlanın ortasında terkedilmeyi hakediyo belki de.
Bilmeden konuşmak ne ayıp rü. Kafam karıştı, evet, tam bi karışım kadar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder