3 Ağustos 2011 Çarşamba

yakın

Işkın diye bi kız ve kızın çok iyi zar şansı vardı. Böyle zar şansı görmedim ben arkadaş diyerek belirtecekti bunu sonra. Sitem eşliğinde, kaçıp gitmekle ayıp ettin, puanım hiç oldu diyerek. Sonrasında sevgilisinin telefonunu meşgule attığı sırada tavla ya da internetten zarla oynanan bi oyun oynamakta olduğunu fark edip de üzülmesin diye sırf, silicekti mesajı. Önceden de olmuştu böyle şeyler. Herhalde o yüzdendir…
Telefonunu arkadaşında unutucaktı. Aslında; konuşursak çok üzücem seni, çok canımı sıkıyosun gibi ifadeler kullanarak yer yer, O’nu önceleri hiç duymadığı şeylerle tanıştırmıştı ama, basit bi sebebi büyüterek iletişimini küçültüp hiç seviyesine getirmesi; alışık ve şık olunmayan bi hal almıştı. Sonra uzun süredir beklettiği bi kızın arkadaşlık isteğini şimdi kabul etti. Hiç merak etmiyorum seni izlenimi verdiği sevgilisine, bütün bunları düşünmek bunların anlamsız geliyor olmasından çok daha ağır geliyordu. En az kendi saçları kadar saçma olduğunu her şeyin, O da fark etsin, arasın, bişiler yazsın istiyordu. Dünyasını O’nun üzerine kurmuştu ve şimdi O’nsuz her şey kurumuştu. Annesinin içmesi için zorladığı eksik malzemeyle önüne sunulmuş tadı, tuzu yok bi çorba gibiydi hayat. Bir şeyler ters gidiyordu, herkesi tersliyordu. Birde Pinhani mırıldanıyordu, “Kendinden emin değilsen sevme, bensiz mutluysan, hep öyle kal!.. Ben ki sevmekten hiç usanmam…”
Dua ediyodu sonra, Bi gün bana bu kadar ağır kızıcaksa yine, yine aynı sebepten olsun olucaksa. Bu kadar tatlı olsun sebebi, bu kadar masum olsun.
Yapıcak hiçbir şeyi yoktu, söyleyeceği her şeyi söylemişti. Kendisinin fark etmesini bekliyordu bir tek şimdi. Kırıkları vardı yanında, parmağını kesmişti bu yüzden. 24 saatin 20sini yatağında geçiriyordu. Zaman bir an önce barışcakları anı göstersin diye bekler gibi. Gözünü, sesini açamadığı telefonundan ayırmadan bekliyordu. Kalbi aşık, suratı asık, canı sık, camı açıktı. Fena konuşuyodu kendi kendine:
Nefes mi almaktı mesele? Boğucumuydum? Sıkıcı mı? Beklenti; eklenti olmadığımın hayatında, gerçek olması. Sandım değil, sanki değil, öyle değilmiydi ki değil, biz olmazsa olmaz olmadık mı? Canın sağolsunların yerini canım sağolsunlar almamışmıydı? Çünkü canımsın. Canınım. Canın mıyım? Nefes mi almaktı mesele? Canın mıyım?
Ama hep yaptığı kendi kendine sorup kendi kendine cevaplama, kişisini beyninde aktif halde konuşturma hali, şimdi kırgınlığın etkisiyle sorulara cevap vermiyor, verirse de hep negatife yakın konuşuyordu.
Yakınlığından yakınıyordu sonra negatifin. Biri yakın mı yakalım mı dese, Y a k ı n ! dicekti. Sorsa yakınayım mı diye, "susma, y a k ı n !" diyecekti.
Can yakındır bedene ve hem ruha.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder