20 Şubat 2011 Pazar

Huzur

Ol an.
An oldu ki huzurevine gidip huzur kaçırdım.
Ta en başından, kafasına bir şey takılmış gibi bakıyordu bana zaten. “Şşş! Sen bak bakayım” dedi. “O şapka çıkacak. Sen başörtülüsün. Onu kullanamazsın.” Eşarp takanlar şapka takamazmış ona göre. İki şeyi birden kafama takmamı, kafaya taktı resmen. Kalbi kırılmasın istedim teyzemin, çantama sakladım şapkamı. Mercana göre şapka çıkarılacak hareketmiş bu yaptığım… Diğeri geldi. Şapkamı çıkardığım için kızdı. “Şapka takmayı seviyor. Şapka takabilmek için başını açmasına gerek olmadığını ne güzel taşıyor, ne güzel takıyor. Tak kızım şapkanı!” dedi. Kaçtığım sırada oradan, şapka takmamla ilgili tartışmaktaydılar. Tartarsak olan biteni, bit en ağır gelir çünkü ol- bir andır, bir anlıktır. En bitinde güldüm onlara. Ama İbrahim amca? Woody’e sarılı görüp ağladığımı düşünenlere, gözlerin neden kırmızı diye soranlara cevaptır bu soru! Düşündürdü… Açıkçası o bana sesini yükselterek bazı şeyleri düşürdü; değerini mesela. Kalbimi mesela. Düşürdü kalbimi ve kırdı. Bazen İbrahim amcayı hiç birimiz anlamayız çünkü belki de İbranice konuşuyor.

Bir sır vereyim mi? Olmak istediğim kişiyim. Özgürüm ve bunu hissediyorum. Özünün gür olması, saçının gür olmasından 350060 kere daha güzeldir. Acayip mutluyum halimden. Keyif alıyorum. İnsanların ne düşündüğünü hiç düşünmeden, insanların düşürdüğünün elinden tutarım elimden geldiğince. Alın size torbamdan uçuk bir örnek, kimse lekeleri sevmiyorsa, ben beyaz bir kapüşonlunun en kirli halini üzerime “gururla sunar”ım. Üzerindeki kan lekesinin de, nutella, mojo, o şuan adını hatırlayamadığım pasta lekesinin de, çilekli milk shake, kedinin dilinden ıslanan kısmın kuruyuncaya kadarki lekesinin de anısına saygı duyar, sevgi gösterir, mis koklarım. Yüzleri gülümseten şeyler konuşuyorum. Kalbimi gülümseten her şeye koşuyorum, hangi ayakkabımı giyersem giyeyim hep en hızlı hem de! Tam olarak böyle. Renklerim, duruşum, sevişim, bakışım, görüşüm, koşuşum, anlayışım, kavrayışım, kavruluşum, kavuşuşum…  Her şey olması gerektiği gibi. Bunu bazen göremeyiz, iğne ipliğe girivermediğinden öremeyiz, bazen de devasa gözlükler takmış bir körebeyiz. Açıklamam gerekecek açıklığa kavuşması için; ve emir geldi açın. Göremediğimizi çözeriz. Gözlerimiz çözüldüğünde bulduğumuzu görürüz. Göreceğimizi bulmuşuzdur, olacağımıza varmışızdır.

Her şey olacağına varır. Kumru bir mandalinaya varır. Öyleyse mandalina kumrunun olacağıdır.

Şahsen olacağıma vardım, şahsem olacağıma varmış sayılmam. Meyvenin henüz çiçek açmış halindeyim olsa olsa. Oysa var olmuş olanım. Ve hatta yok olmanın da farkındayım. Yok ve olmak nasıl bir araya gelip anlamlı olabiliyorsa, işte ben öyle, yok olmanın farkında olan bir şapkalıyım. Mercan benden için der ki; “Çılgın muhafazakâr!”  Olamaz mı? Olabilir! Öyleyse varacağımız sonuç şu olacak: “Kumru mandalinanın olacağıdır.”

En bit…

Oldu bitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder