29 Eylül 2010 Çarşamba

rü-mü

Bi elnde tramvayda bekleyn babama ulaşması gerekn torbalar,bi elmde böğürtlenli çay.ve yuvarlkta yuvarlanmak! Mü ile dışardaki ilk gecemizde bunları yaşadık, işte mü böyle biri. tam benlik. yanımda şimdi, hepde olucak sanırım. ol be mü=)

26 Eylül 2010 Pazar

Kek yapmak

X: Kek nasıl yapılır rü?
Rü: Kavundan "k" çıkar ve avun.
"K"ye ek yapmaktır kek yapmak.

21 Eylül 2010 Salı

yüs ra rü

-Rü ya... Sen çikolata gibi bişeysin. Yanında olmadığımda unutuyorum, ama yanına gelip senden ayrıldığımda hep yanında olmak istiyor, acı çekiyorum.
Aynı çikolata gibi, yersem özleyip, uzun süre yemediğimde hatırlamadığım gibi...
-Sende karamel gibisin. Çikolata sensiz de tatlı ama, çikolata konusunda ilgili kişiler bilir ki, karamelin varlığında çikolata bambaşka! Ve çok yakışırlar birbirlerine.
Tadıma tat katansın:) Yokluğu hissedilensin. Hemde (evet) daha yeni ayrılmış isek... Tıpkı senin hakkımda söylediklerin gibi.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Denden (")

-Ne diyorduk hatırlamıyorum.
-Ne diyorduk hatırlamıyorum.
-Beni taklit mi ediyorsun sen?
-Beni taklit mi ediyorsun sen?
-Yaa!
-Hahahha:) Hayır seni taklit etmiyorum. Ben seni çok seviyorum:)
-Tamam işte. Taklit ediyorsun.
- vaay =)
- =)
- =)

12 Eylül 2010 Pazar

bu şarkı harika bişeeeeey! acayip bişey=)

özlem tekin-dene

http://www.muzikdinle.tv/45522-Ozlem-Tekin---Dene-dinle.aspx

Zor zamanlarım oldu
Başıma neler geldi
Bekledimde öğrendim
Sabır iyi birşey, sabır iyi birşey
Babamı ne çok üzdüm
Dostlarımla küstürdüm
Söyledimde öğrendim
Yalan kötü birşey, berbat birşey
Belki yarın çok geç
Şimdi burda tek gerçek
Nasihat kesmez bizi
Bize tecrübe gerek
Dene deneyebildiğin kadar
Anını yaşa
Dile dileyebildiğin kadar
Hayal kur doya doya
Doyaaaaa doyaaaaaaaaa
Bir adam geldi durdu
Tamda kalbimden vurdu
Denedimde öğrendim
Aşk harika birşey, harika birşey
O kadar çok içtimki
Ben bi başkası sanki
Uyandığımda farkettim
Alkol kötü birşey, acayip birşey
Belki yarın çok geç
Şimdi burda tek gerçek
Nasihat kesmez bizi
Bize tecrübe gerek
Dene deneyebildiğin kadar
Anını yaşa
Dile dileyebildiğin kadar
Hayal kur doya doya
Doyaaa doyaaaaaa

huh! =)

11 Eylül 2010 Cumartesi

süs'lü(x2) bigün

Annaanemlerin mahallesini, sanıyorum kendi mahallemden daha fazla benimsemişim ki bu yazıya bizim mahalle diye başlayacaktım. Hala öyle başlamak için bi engel olmadığına göre ben yine sözcükleri israf etmeyeyim. Süslü ile buluştuk bugün. Bizim mahalle'nin en gözde mekanı olan ve geceleri genellikle serseri tiplere yar olan, çamlığın başı, biricik, tam oturmalık, yola ve yıldızlara bakmalık, yakın arkadaşlarla garip konular hakkında sohpet etmelik çıkıntıda oturduk oturduğumuz yere layık olduk. Gerçi bir ara ben yalnız oturmak zorunda kaldım. "Ali'nin karnı acıktıııı" reklamındaki kurgunun etkisiyle ve mekanın tam yankı yapacak yer oluşuyla da olacak "Rü'nün karnı acıktıııııııııı!" diye avazım çıktığı kadar bağırınca, Süslü tanımıyorum ayaklarıyla benden uzaklaştı. Bu da yetmezmiş gibi bana yiyecek getiren üreten sevindiren olmayınca mahallenin ilginç maddeler bulundurmasıyla da ünlü biricik Saadet-dolu-Bakkalı'na gittik. Saadet teyzeden boncuklu çikolatalı çilekli kek, ateş suyu , bikaç tane badem şekeri, harfli jelibon ve asıl güne damgasını vuran, Saadet teyze tarafından bize şeker olarak yutturulan limonlu uzun ince bir çucuk içerisinde kırıntılı gereğinden çok çok çok az tatlı olan ama rengi sarı olduğu için almamıza sebep olan o ilginç adı sanı bilinmez maddeyi de alarak yine döndük bizim bahse konu olan mekana... Her şeyden bir tane aldık ki daha tatlı olsun, paylaşmanın tadı hiç bir şeye benzemez çünkü. Hepsini bi şekilde tükettik de, bizim sarı madde benim fikrimce bildiğin toz meyve suyu. Biiiildiğiin! Bardağa dök üzerine su + şeker ekle ve iç yani! neyse. Zaten açması da ayrı bir dertti. Bahçe telleri olur ya paslı paslı. Onlara geçirip çektire çektire açtı sonunda Süslü. Yere düşürüp üzerine bastığı jelibonu hangi harfti acaba diye sordum diye elleriyle geri alıp incelediği o elleriyle ağız dayanılacak kısmı bayağı zorladı. aaa bütün yiyecekleri bitirip çöpe atarken onu da atmış olduğumuzu farkedince gidip çöpten geri aldı, sırf en sevdiğimiz süt Buğra da tadına baksın diye. Ah bir de bunlar yetmezmiş gibi, benim üstünde uzanmam gereken hamağa gitmeye çalışırken tam ayağımızın dibinde bulunduğunu zıplayışıyla bize farkettiren kurbağa yüzünden çığlık atarken, bizim sarı limonlu şeker olduğu iddia edilen maddeyi de atınca, yolun tadına da baktı. Ve o madde sonunda en sevdiğimiz süt Buğra'ya da ulaştı. O'na bir şey olmadı, olayın üzerinden 5 saat geçti ve hala iyi...
 Benim hamak hikayesine gelince, bayram gezmesi yaparken bir bahçede varlığını farkettiğim ve benimle buluşmak isteyen o hamak günlerdir aklımdan çıkmadı ve Süslü de halimi anlayıp yardımcı olmaya çalışınca (gerçi öyle kahkahalar atıyor ve attırıyor ki yardım kelimesi biraz yanlış da olsa, o vardı yanımda ve hakkını yemeyeceğim:)) biz gittik o evin önüne. 4. gidişimizde ortalık tenhaydı nihayet. Atladım direk. Süslü içeri de girmedi ama fotoğrafımı çekerken birden arkasını dönüp uzaklaşınca bir terslik olduğunu çaktım tabi. kapıdan çıktıktan sonra bulduğum arkama bakma cesaretiyle balkona çıkmış tuhaf bakışlı adamı gördüm.
Gamın tadını öğrenemeyecek olmak kötü bir şey değil. Buna değer. Buna değdiğini hissediyorum. Zaten yakalanmasaydım da yakalanana kadar hangi güç beni kaldırırdı oradan, gerçi süslü benim suyum gibidir=P üzerimde yeterli kaldırma gücü var=) Şimdi üzerimde başka birinden gelen bitirme gücü var. Bu yazı burada biter, olması gerektiği gibi.

bahsi geçen limonata tozu!

tellerin ardında bi bahçe
bahçenin içinde iki hamak
hamaklarının birinde bi melek=P
Görmek için zahmet gerek(:

10 Eylül 2010 Cuma

Bilmem.

(açıklama-açıklıcam- : hangisini daha çok sevdiğine karar veremezsen, o kadar da dert etme, Biri seni merak ediyorsa, biri seni okuyor sana bakıyorsa, biri seni görmek istiyorsa, iki kere görmekten de şikayetçi olmayacaktır. Aynı poza ait iki fotoğrafın hangisini daha çok sevdiğime karar veremedim.)

Rü'nün ta kendi: Neyi bilmediğimi anlatmayı düşünüyorum. Ne zaman mı? Bilmem.
Rü'nün iç sesi: Bilmediğin şeyi nasıl anlatıcaksın Rü? Bilmiyorsan?
Rü'nün ta kendisi: Bilmem.

Ramazan Bayramı

Rü bugünki siftahını silip süpürmek üzere bahçenin kuytu bir köşesine çekilir.
Tadı ne güzeldir Ramazan Bayramı'nın. Kokusu bile bambaşkadır Rü için şekerin.
"Tanımadığın amcalar sana şeker vereceğim gel derlerse sakın gitme" denmesi gereken bir çocuktur rü.

                            
Kağıdının şıkırtısı, dişinde kalan kırıntısı, dudaklarının yayılması... Herşeyiyle bir başkadır şeker, ve  şüphesiz Ramazan Bayramı'nın en güzel yanlarından biri de her evde bu neşe içerikli yenilebilir maddelerden bulunmaktan geçtim paylaşıma gereğinin ötesinde açık vaziyette oluşudur . Bu cümle de bir anlatım bozukluğu var sanki ama şekerden bahsediyorum dikkatimi vermek de zorlanmam doğal...
Tabi bayram 3-4 güne biter. Aldığım duyumlara göre, bayram olmadığı halde evlerinde sürekli şeker bulunduran insanlar da varmış. Ben onların diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyorum. Meleklerin şekerle çikolatayla bir bağlantısı var mı acaba... Olaya maddi açıdan bakmıyorum tabi ki. Ama onlar insansa bunlar ne, bunlar insansa onlar ne değil mi ama? Bu soruya değil diye cevap veriyorsan da bu sayfa da fazla durmanın anlamı yok, kendine göre bir şeyler bulacağını sanmam...
Evet, ne diyorduk, kuytu köşede enerji depolar. Akşam yemeği yiyemeyeceğini bilmek bir şeyi değiştirmez. Bu bayramdır. Ama iyi ki de öyle yapmıştır. Akşam çok misafir gelecektir ve Rü teyzesine yardım edecektir ve çok yorulacaktır. Ama enerjisi, gelen misafirlere şu hikayeyi anlatabilecek kadar yetecektir. O hikaye:
"Bir gün dersaneden sonra servisi bekliyorduk, Emine'yle bi sokakta yürümeye başladık. Çocuklar yağmur sonrası oluşan çamurla oynarken gördükleri bi yaratığın başına toplanmıştı.yaratığı çocuklardan araştırmak amacıyla aldık ve bir pet bardağın içine koyduk. bir kurttu sanırım. servistekiler öyle dediler çünkü. Su döktüğümüzde üzerine büyüyor ve sona tekrar küçülüyordu. İlginç çok ilginçti ismini planarya koyduk. Sonra onu bi arkadaş pazrtesi günü okula getirmek şartıyla o zamana kadar evinde saklayacaktı ve bizde annelerimize bu durumu zaten açıklayamayacağımız için ona minnettar olduk. Pazartesi yaptığı açıklama şu: 'Fırına koymuştum. Annem sağolsun. Sanırım planarya pişti.' "
 Neyse ya hikaye bu ve bunu onlara anlattığında kimisi güler kimisi yüzünü buruşturur, yeni tanıştığı insanlardır ve kötü bir izlenim bırakma ihtimalini düşünememiş olmakla birlikte durup dururken birden kocaman bir kahkaha patlatır Rü. Kendine gülmüştür =) Komik ama napsın yani? :)

Neyse. Bitti.


Bu arada bütün bu olanlar bayramın 2.gününün hikayesidir.

Bayramın 1. günü ise twitter da da anlattığım gibi...
"şeker toplanılan mekanlarda uyuyakalan insan"ı da oldum.neyse i şekerimi aldıktan sonra mayışma evresine geçiyodu bedenim=D
ah birde! uyuyakalışıma yeni minik dostum emirden bi yorum: "dün gece, yarın bayram diye sabaha kadar uyuyamadın değil mi?" hahhaha yerim=)

Konuyla da ilgisi yok ama, bu bahsettiğim peşimde "Rüüü.. Rüüü" diye dolanan, sarılıp duran ama alacakaranlık dövmelerinden birini bile Rü'süne vermeye kıyamayan sevgili emir, ben isteyince bana şu cevabı verdi: "Olmaz onlar benim AlacakaranCıklarııııım" hahhahhha bi daha yerim =)

7 Eylül 2010 Salı

Renkler güneş ağladığında çıkarlar ortaya.

Rüyamdaki kötü adam, uzun bir koşuşturmacanın ardından, tırnaklarımı sırtıma geçirdi. Acı içinde uyandım ve uyandıktan sonra yaklaşık 20 saniye sırtımdaki acıyı yoğun bir şekilde hissetmeye devam ettim! Buna ne dersin?
Peki biz insan oğlu, turuncuyu bulmak için mi sarı ve kırmızıyı karıştırdık? Yoksa sarı ve kırmızı birbirine karışınca mı turuncu bulundu? Bir ölümüne galatasaraylı en çok turuncuyu sevmeli o zaman. Neden hiç karşılaşmadım onunla? Boşversene.
Aşşağıdan yukarı düşen birini gördüm ben! Hemde uyanıkken. Yorma zihnini, olur bazen böyle olanaksız görünen şeylerde...
Mevlana şekeri neyden üretilir bilirmisin? Bende bilmiyorum. "Sen"i daha çok merak ediyorum.
Peki seni merak etmem ve öğrenmem arasında geçicek süre. İşte bu sıralardan bahsediyorum. Sonsuza kadar uzamasını isteyebileceğim kadar cazibesi  var gözümde. Bak! Bütün renkler güneş ağladığında çıkarlar ortaya. Acınında tat'lı yanları var. Gökkuşağına tutkunum bende. Ama anlıyorum artık o rüyayı da. Siyah-beyazlar katılıyor ruhuma. Seninle birlikte. Ve tamamen birbirine girdiğinde neler olacağını hayal edemiyorum.
32 yaşımızı düşünüyorum. Anlatıklarını da katıp kazanın içine,  bundan kaç kat güzel olabileceğini yine karıştırıyorum.
Hasret'miş ismmi. Bir kenarda oturacak, ve hiç zarar vermeyecekmiş gibi görünüyor şimdilik. Benimde bir şikayetim yok henüz. Ama kırmızı papuçlar tütüyor gözümde. Hasret de hızlı koşarmış öyle diyorlar. Radyo'da sevemeyeceğim bir şarkı çalıyor. Tadım kaçtı. Bağlayamayacağım. Belki bağlanacağım. Bakalım tuzu biberi nerelerde hayatımın...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Rü'nün Halleri. "Mimik Konulu Fotoğraf Sergisi" de denebilir.

şımarık ! (=
Balonn sakız!:)
"hadi oradan ya git işine" tiplemesi:d
şımarabilicek kadar mutluyum ifadesi
baLık <--/>
şaşkın :-!

aaa? hahhahahha.
ağlamayacağım bakışı
='(
üzgün =(
poof:d
fena
çok çok fena

kabullenemeyeceği bir şeyi kabulleniyorken
millet kaşını çizdirir o gözünü.d ama mutlu:d
hıh gülüşü
" uf'! tamam. " anlamına geliyo.
mışıl mışıl

                                               
=P


bi yaramazlık peşinde.
rü bi işler karıştırıyo.
rü'nün işleri yolunda gitmiyo.
korkmuş !

bitti .

Mimik hayattır. Fikrimce.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Stateskop

Gündüz gecenin ardına saklandığında
Masal anlatan baş ucumda
Sen olsaydın,
Uyumazdım.
Seni görmedim,
O kızı gördüm yine rüyamda
Yeniden tanıştık
Yeniden anlaştık
Yediden yetmişe karıştık
Busem yanağında.

Bahsetse benden,
Uyanıkken...
Gökkuşağına çiçeklermiş renklerini veren
Yağmur yağdığında zayıflar ya gök,
Kuşak bu yüzdenmiş,
Sırf bu yüzden...
İstersen, içini bana dök
Bende sana parçalarını içimin...
Kurtar varlığıma siyah iple atılmış dikişten
Düğümlerimi en kökünden sök!
Etim hilal ablamın
Farkım yok çırıl bir iskeletten
Çabuk kırılırım bu yüzden,
Sırf bu yüzden...

Onları tanımıyorum.
Sayıları kaç tane ya da en sevdikleri sayılar ne,
Hayal bile kurmuyorum!
Rüzgarın ıslıkları daha melodik mi orada?,
Merak etmiyorum.
Ben... , sesini işitsem?
Ben Gönül'ü dinlesem
Belki bir stateskop yardımıyla
Gündüz gecenin ardına saklandığında.

çocuk




rü çekim=)

Aşkın Diyalektiği

Rasim Özdenören.

Bu adamın bütün kitapları, amcamın pek sevdiği bir yazar oluşu sebebinden, benim mutlaka okumam gerektiği düşüncesiyle evimize girdi. Çok ağır geldi evet. Ama onu anlamaya çalışmak beni cezbediyor sanırım. İlk çektiğim kitap "Aşkın Diyalektiği" .Hele bazı sayfalar varki okumak saatlerimi aldı. Ama çok keyif aldığım doğrudur.=) Kitabı bitirdiğimde "Nası yani?" ya da "eee?" gibi bir ifade olacak yüzümde diye düşünüyordum başında, ama aksine, kocaman gülümseme yayıldı yüzüme ve kocaman bir aşk büyüdü içimde. Yaratan'a ve yaratılan her şeye :) Kitaptan sevdiklerimin bazıları (:) :
(bu arada umarım kitaptaki sevdiğim sözleri blog'umda yayınlıyor olmak suç değildir, ismi cismi belli, değildir herhalde:d )


Boyaları zırhları tırnaklarınla söküp çözdüğünü sanıyorsun, ama her defasında onun altında başka zırhların, başka boyaların ortaya çıktığını ayrımsıyorsun, bunu ayrımsayarak daha bir hırsla boyalardan, verniklerden, zırhlardan ve sırlardan kurtulmanın çarelerini arıyorsun: ama kendini nereye kadar soyabilirsin ve daha nereye kadar gidebilirsin: bilinmiyor.



Kendinden kaçarken nereye varıyorsun?



Hiçkimse hiç kimse değildir ve hiç kimse hiçkimse değildir. Herkes ve her şey o'dur, fakat o, herkes ve her şey değildir.

"Her şey sensin!"



İnsanın sevgili üstüne öğrenmek isteyeceği şeylerin hepsini öğrenmeye talip olması abes mi sayılmalıdır? Onun daha önce gezmiş olduğu kumlukları ziyaret etme, onun ayaklarını bastığı farzedilen yerlere kendi ayaklarını yerleştirerek izleri izleme arzusu abes mi sayılmalı?



Sevilen sevdirmezse, seven sevemez, diyorlar. Bu, acaba, kalb de bir başına işe yaramaz mı demek oluyor?

Maşukun sitemini anlamayan kalb, ona sıkıntısını sunmak ister, isteğine gözyaşlarının dilini tercüman kılar; ağlar!

Umudun belirir gibi olduğu her defasında kapılar yeniden aşığın yüzüne kapatılır. İşte aşık bu hal içinde, sürekli kışkırtılmış bir konumda durur. Onun bu kışkırtılmışlık içindeki hali aşkının giderek körüklenmesine, ateşin giderek azgınlaşmasına yol açar.

Ona dışardan söz konusu eylemlerin bertaraf edilmesi ve bunun mümkün olduğu söylendiğinde, aşık belki de bunu söyleyene gücenir. Çünkü aşık, aşkının gücünü biraz da bu engeller sayesinde sınamaktadır.

Biz bir aşk ilişkisinde ; aşığın, sevgiliye daima ulaşılmaz bir mesafede olduğunu ve bu mesafenin teorik olarak asla kapanmayacağını düşünüyoruz. Bu mesafenin kapandığının düşünüldüğü yerde, aşk ilişkisinin de ortadan kalkacağını kabul ediyoruz. Aşk ilişkisi ortadan kalkar, fakat onun yerini alâlade bir sevgi ilişkisi alabilir, o başka.

Ateş genleşmenin, dışa doğru açılmanın, başkasına ulaşma arzusunun sebebidir. Soğukluk ise büzülmenin, kendi içine kapanmanın, başkasından uzaklaşmanın sebebini oluşturuyor.

Her defasında yeni vuslat arayışına girişen aşığın bu bitmez tükenmez teşebbüsü, vuslat denilen olgunun yakalanamazlığı ile ilişkilendirilebilir. Ve bir o kadar da, aşığı durmadan devindiren ve ona her defasında dereyi tepeyi bir hamlede aşma gücü, hevesi ve iradesi veren ateş ile...

Melek ise ancak kendisi için belirlenmiş sınırda durmakla melek sıfatına haiz olur. Sınırların aşılabilir oluşu(bu harama bulaşma anlamında söylenmiyor) Adem oğluna mahsus özelliklerdendir. Fakat kendi ateşiyle kavrulan aşığın bu sınırın nerede başladığını, nerede bittiğini bilmesini beklemek muhaldir. O, aşkın verdiği ateşle önünde hiçbir sınırın bulunmadığını sanmakta mazurdur.

Çünkü o yanmaya talipti ve yakmaya.

Ve mesela dünyevi zemindeki aşk olayının, aslında, hakikat zeminindeki maşuku bulmanın yalnızca bir ilk durağı olduğu ileri sürülemez mi?

Bilakis o, her bi durakta biraz daha yanarak piştiğini, pişerek bir sonraki durağa ulaşma umudunu, hevesini, arzusunu ve hepsinden önemlisi hakkını kazandığını farkeder.

İlahi aşk da vuslatsız olan bir olgu değil midir? Vuslatsızdır, çünkü doyumu mümkün olmayan bir arayışın ardından sürüklenilmektedir. Vuslatsızdır, çünkü vuslat diye bilinen her momentin(durağın) ardından bir yeni menzilin ucu görünmektedir.

"Aşk hikayesi kesilmez, sonu yoktur." (Necip Fazıl, Mektubat.)

Kıskançlık maşuka ait bir duygu, ama sadakatsizlik de maşuka ait...

"Sen sensen ben kimim? Ben bensem sen kimsin?"

Aşk, ilkin akılla başlıyor, ancak aklın iflası ile hedefine ulaşıyor.

Hayatın olmadığı yerde ölümde yok olur.

İnsan ancak ölerek ölümsüz olan bir hayata intikal edebiliyor.
"Öldün, bir daha ölmeyeceksin!" -Efendimiz(s.a.v.)-

Hayat, meçhul olandır.

Aşık kişi üzerinde düşünmeden de bilir: şk alış veriş değildir, aşk yalnızca veriştir!

Çılgın olanın en çılgınını denemek ister.

Vuslatı bir kez daha yaşasa, sonra bir kez daha, bir kez daha yaşasa, her defasında, hep aynı kanmazlık, yarım bırakılmışlık, ortada kalmışlık hissi, kişinin yakasını asla bırakmıyor ve o anın ebedi kılınması bir türlü başarılamıyor.
Bu yer yüzünde gerçekleştirilmesi imkan dışında bulunur.

Elimizin altında duran bir şeye aşık olmamız için sebep yoktur.

Vuslat, muklat vuslat ancak ölümle, ölüm halinde gerçekleşebilecektir.

Her vuslatta bu yüzden belki biraz da ölüm tadı vardır:hayatın tadıyla eşleşmiş olarak...

Aşka perdeleri yakan bir dert gerek!

Zıt unsurlar arasındaki çatışmada, aşık, o unsurlardan birinin yanında yer almayacak denli de kayıtsızdır onlara.

Narkissos:
"Ölmek yeğdir" diye bağırıyordu "olacaksa senin her şeyim"
Ekho başka bir şey söylemedi: "Senin her şeyim"

"Sen beni sonsuz kıldın, hoşlanıyorsun bundan. Durmadan boşaltıp taze yaşayışlarla dolduruyorsun bu tası.
"Bu sazdan kavalı derlerden tepelerden geçirdin; yeni bitmeyen ezgiler çıkardın ondan.
"Ellerin ölümsüz dokunuşunda sevinçle kaybediyor sınırlarını küçük kalbim, anlatılmaz bir anlatım yaratıyor.
"Tükenmez armağanların yalnız bu ufak ellerle geliyor bana.
Çağlar geçiyor, sen hala akıtıyorsun, dolacak yer var hala."
(Tagore'den çev: Ülkü Tamer)

Aşık olup olmadığına kişinin ancak kendisi teşhis koyabilir. Ve bu teşhis konuluncaya kadar sıradan biri olarak yaşayan insan, bu teşhisle birlikte "aşık" olarak anılmaya hak kazanır.

Elindeki ipi nereye bağlayacağını kestiremez, ipi bağladığı yerden çözer, tekrar bağlar, tekrar çözer ve bir gün, bir an kendi içine yönelir ve "Galiba ben aşıkım" der. İşte bu teşhisle birlikte katıksız aşık oluverir.

Aşık bizzat kendinin ardına düşmüş biri konumunda durmaktadır. Sürekli doğuya giderek Doğu'ya ulaşmayı uman birine benziyor o. Bir bakıma her an hedefin üzerinde bulunan, bir bakıma da hedefi daima kendisinden uzakta kalan birinin durumu..

O, Allah'ı ararken O'nu kendinde, kendi kalbinde buldu. Eğer kendini aramak üzere yola çıkmış olsaydı, o taktirde kendini de O'nda bulacaktı.

Kesinlikle okunası bir kitaptı :) öyküleri ise tamamen anlamak için fazlasıyla zorlayıcı ve sırf bu sebepten bile benim için nefes kesici. Saygılar Rasim abi:d

3 Eylül 2010 Cuma

Teksin

  tek elif tek be tek te tek se tek cim tek ha tek hı tek dal tek zel tek re tek ze teksin ! =)

2 Eylül 2010 Perşembe

Sızım


Ya hep uyuyorum
Ya hiç
Rüya görüyorum
Ya da hayal kuruyorum
Yanım dolarmış…
Yanımdalarmış öyle diyorlar
Sarıyorlar, sarılıyorlar
Çözemiyorum olanları.
Tek başımayım anlamıyorlar.
Bağırıp çağırsam da zararsızım
Çağırsam mı kararsızım
İki uç nokta da fikirlerim
Ne kadar çok tutarsızım!
Söndürdüğüm ateşle ısınıyor,
Söktüğüm elbiseleri kuşanıyor
Sövdüğüm şarkıları bile dinliyorum.
Benden ne bekliyorlar!
Kendime bile yararsızım
Bağırıp çağırsam da zararsızım
Çağırsam mı kararsızım…

üzüm dondurması

Mekan: ananemin evi
Zaman: gecenin ilerleyen saatleri.
Fotoğrafın hikayesi:
Cafcaf mizah dergisi yayın editörü ve http://www.dunyabizim.com/ sitesinin yöneticisi ve gerçek hayat dergisi yazarı ve daha bi çok işe bulaşan ve benim idolüm olmuş haldeki sevgili amcam Asım Gültekin'den aldığım ve onun kendi üretimi olan üzüm dondurması tarifini vereyim size;
 üzümler buzdolabının deriiiin dondurucu kısmına atılır ve yaklaşık 3 saat bekleyişin ardından teker teker ağzımızda eritilip yutulur ferah ferah=) üzüm sulu bir meyvedir ve bu duruma müsait oluşuysa dikkat çeker. Afiyet olsun. Tavsiyem, kesinlikle denenmesidir. =)

Şaşkın

Minik göz yuvalarımdan
Kocaman gözlerle bakıyorum aynaya.
Tek gram boya kalıntısı yok!
Makyaja battım çıktım oysa.
Ve saat 10 dakika ileri gece yarısından
Ama gün ışıkları aydınlatmakta simamı
Bir şeyler dönüyor olmalı.
Yan yana konulmuş iki dişli çark gibiyiz
Sen dönmeye başladığında
Benim de döndürdün dünyamı
Hatırı sayılır bir kalp takılıncaya kadar araya…
Şimdi dön dönebiliyorsan
Ezip geçebiliyorsan..!

Yazık

Çok sıcaktı hava
Yağmurmuşum gibi baktı bana.
“Canım isterse marsa gittiğim,
Temmuzda bile kayak yaptığım”
Doğru ama…
Yanlış kızı prensesin sandın
Ayakkabı numaralarımız aynı sadece,
Ben külkedisi değilim ki.
Arabaya bal kabağı denir.
Hani balkabağı?
Nerede peri kızı?
Atılmış olana atık
Katılmış olana katık
Aşılmış olana aşık denir.
Belki ben atıldım sana
Belli sen katıldın ruhuma
Ama aşık değilim
Ben âşık değilim.
Aşılmaz olana mâşuk olabilme derdindeyim.
Gönül ister kendimi sevdirebileyim.
Yazılmış olana yazık denir hem.
Dürüstlüğü öğrenirken senden her dem
Belki de kendimi kandırdım.
Yazık.

bi süredir nerelerdeydim?


Zaten yanımda nemo ya da badem ya da karpuz ya da nely varsa bir yerlere gidişteyim demektir.
Kendimden kaçma amaçlı kendimi aramak derdiyle kendimleydim.
Geçen yıl ismini öss evi koyduğum bu yıl kardeşimin eğlenme ve yalnız genç havasıyla yaşama amaçlı kullandığı nadide mekanıma geldim. Daha çok ananemde takıldım ama...
Salata yaparken parmağımı kestim, şiir yazarken elimi çizdim, dolaba su koymayı unuttuğum için susuz da kaldım...(ramazan da olsa ılık su geçmiyor boğazımdan)
Dikkatsiz ve düşünceliydim hep, oysa dikkat etmeli ve düşünmeliydim.


Kış için menemenlik hazırladık.
Domatesleri doğradım ben.
Üstümü çok kirlettim.
Ama değiştirmedim.
Bir çanta kıyafeti yanımda neden getirdiğime de bi anlam veremiyorum. Keşke daha fazla çokotüp alsa idim yanıma.
Aaaa! Birde cafcaf; güldürmeyen mizah dergimde gülecek bir şeyler aradım.
Gülmeye ihtiyacım vardı.
Biraz da ağlamamak için...
Kitaplar okudum, Rasim Özdenören'den. Daha sonra bahsedeceğim okuduklarımdan. Kesinlikle karmakarışık ve muhteşemdi.
Şiirler yazdım…
Her gece(tabii yattığım her gece) uyumadan önce sürekli bir kaç ses klibini dinledim. Ve bu yüzdendir belki de güzel rüyalar gördüm.
Gün batımının muhteşem kızıllığında, çimenlikte, kendisine çok yakın bir uzaklıkta durmakta olan gökkuşağının başlangıcına doğru kollarını açmış koşan bi kız hayal edin. İşte o bendim. Yani rüyamda.. Tuhaf olan koşarken “saniyelik” tüm renkler siyah beyaz olup ve sonra tekrar rengarenk oluyordu. Bir anlam veremedim, gökkuşağının altından geçtim ve erkek olmadım. Başlangıcı çiçeklerden oluşuyordu hangi renkse o renk çiçekler göğe doğru uzanıp sonra sadece renk olarak karşı tepeye uzanıyordu. Teyzem fotoğrafımı çekiyordu. Uyanınca fotoğraf makineme baktım.
Gerçektende rüyaymış.
Rüyadan da gerçekmiş diyebilmek isterdim oysa!
Hayatımın ilk kumrusunu gördüm!!!! =) canım arkadaşım:D
Bana dantel yaptırdılar! Teyzem evleniyor ve ananem çeyizin önemli bir şey olduğunu iddia ediyor. Teyzemin de bende öyle büyük hatırı var ki benim elime tığ tutturabildi. Gerçi bana zincir çekmeyi öğretebildiler ancak:d olacakmış. Bence umutlarını kesmeliler=/


Neyse.
Gidip iki kaşık fındık ezmesi yiyeceğim.
Ve son çokotüpün kalan 20 gramını mideme sürmeliyim.




Bunu yazdıktan birkaç gün sonraydı. Her yer olabildiğince sarıydı, badem de gördü. Konya’ya gittim. Şehrimle tanıştım. Mevlana’yla buluştum. Şems’i buldum.
Bu şehirden hiç bir şey anlamadım ama çok sevdim. Zaten karışık olan şeyleri sevdiğim doğrudur.