11 Eylül 2010 Cumartesi

süs'lü(x2) bigün

Annaanemlerin mahallesini, sanıyorum kendi mahallemden daha fazla benimsemişim ki bu yazıya bizim mahalle diye başlayacaktım. Hala öyle başlamak için bi engel olmadığına göre ben yine sözcükleri israf etmeyeyim. Süslü ile buluştuk bugün. Bizim mahalle'nin en gözde mekanı olan ve geceleri genellikle serseri tiplere yar olan, çamlığın başı, biricik, tam oturmalık, yola ve yıldızlara bakmalık, yakın arkadaşlarla garip konular hakkında sohpet etmelik çıkıntıda oturduk oturduğumuz yere layık olduk. Gerçi bir ara ben yalnız oturmak zorunda kaldım. "Ali'nin karnı acıktıııı" reklamındaki kurgunun etkisiyle ve mekanın tam yankı yapacak yer oluşuyla da olacak "Rü'nün karnı acıktıııııııııı!" diye avazım çıktığı kadar bağırınca, Süslü tanımıyorum ayaklarıyla benden uzaklaştı. Bu da yetmezmiş gibi bana yiyecek getiren üreten sevindiren olmayınca mahallenin ilginç maddeler bulundurmasıyla da ünlü biricik Saadet-dolu-Bakkalı'na gittik. Saadet teyzeden boncuklu çikolatalı çilekli kek, ateş suyu , bikaç tane badem şekeri, harfli jelibon ve asıl güne damgasını vuran, Saadet teyze tarafından bize şeker olarak yutturulan limonlu uzun ince bir çucuk içerisinde kırıntılı gereğinden çok çok çok az tatlı olan ama rengi sarı olduğu için almamıza sebep olan o ilginç adı sanı bilinmez maddeyi de alarak yine döndük bizim bahse konu olan mekana... Her şeyden bir tane aldık ki daha tatlı olsun, paylaşmanın tadı hiç bir şeye benzemez çünkü. Hepsini bi şekilde tükettik de, bizim sarı madde benim fikrimce bildiğin toz meyve suyu. Biiiildiğiin! Bardağa dök üzerine su + şeker ekle ve iç yani! neyse. Zaten açması da ayrı bir dertti. Bahçe telleri olur ya paslı paslı. Onlara geçirip çektire çektire açtı sonunda Süslü. Yere düşürüp üzerine bastığı jelibonu hangi harfti acaba diye sordum diye elleriyle geri alıp incelediği o elleriyle ağız dayanılacak kısmı bayağı zorladı. aaa bütün yiyecekleri bitirip çöpe atarken onu da atmış olduğumuzu farkedince gidip çöpten geri aldı, sırf en sevdiğimiz süt Buğra da tadına baksın diye. Ah bir de bunlar yetmezmiş gibi, benim üstünde uzanmam gereken hamağa gitmeye çalışırken tam ayağımızın dibinde bulunduğunu zıplayışıyla bize farkettiren kurbağa yüzünden çığlık atarken, bizim sarı limonlu şeker olduğu iddia edilen maddeyi de atınca, yolun tadına da baktı. Ve o madde sonunda en sevdiğimiz süt Buğra'ya da ulaştı. O'na bir şey olmadı, olayın üzerinden 5 saat geçti ve hala iyi...
 Benim hamak hikayesine gelince, bayram gezmesi yaparken bir bahçede varlığını farkettiğim ve benimle buluşmak isteyen o hamak günlerdir aklımdan çıkmadı ve Süslü de halimi anlayıp yardımcı olmaya çalışınca (gerçi öyle kahkahalar atıyor ve attırıyor ki yardım kelimesi biraz yanlış da olsa, o vardı yanımda ve hakkını yemeyeceğim:)) biz gittik o evin önüne. 4. gidişimizde ortalık tenhaydı nihayet. Atladım direk. Süslü içeri de girmedi ama fotoğrafımı çekerken birden arkasını dönüp uzaklaşınca bir terslik olduğunu çaktım tabi. kapıdan çıktıktan sonra bulduğum arkama bakma cesaretiyle balkona çıkmış tuhaf bakışlı adamı gördüm.
Gamın tadını öğrenemeyecek olmak kötü bir şey değil. Buna değer. Buna değdiğini hissediyorum. Zaten yakalanmasaydım da yakalanana kadar hangi güç beni kaldırırdı oradan, gerçi süslü benim suyum gibidir=P üzerimde yeterli kaldırma gücü var=) Şimdi üzerimde başka birinden gelen bitirme gücü var. Bu yazı burada biter, olması gerektiği gibi.

bahsi geçen limonata tozu!

tellerin ardında bi bahçe
bahçenin içinde iki hamak
hamaklarının birinde bi melek=P
Görmek için zahmet gerek(:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder