7 Eylül 2010 Salı

Renkler güneş ağladığında çıkarlar ortaya.

Rüyamdaki kötü adam, uzun bir koşuşturmacanın ardından, tırnaklarımı sırtıma geçirdi. Acı içinde uyandım ve uyandıktan sonra yaklaşık 20 saniye sırtımdaki acıyı yoğun bir şekilde hissetmeye devam ettim! Buna ne dersin?
Peki biz insan oğlu, turuncuyu bulmak için mi sarı ve kırmızıyı karıştırdık? Yoksa sarı ve kırmızı birbirine karışınca mı turuncu bulundu? Bir ölümüne galatasaraylı en çok turuncuyu sevmeli o zaman. Neden hiç karşılaşmadım onunla? Boşversene.
Aşşağıdan yukarı düşen birini gördüm ben! Hemde uyanıkken. Yorma zihnini, olur bazen böyle olanaksız görünen şeylerde...
Mevlana şekeri neyden üretilir bilirmisin? Bende bilmiyorum. "Sen"i daha çok merak ediyorum.
Peki seni merak etmem ve öğrenmem arasında geçicek süre. İşte bu sıralardan bahsediyorum. Sonsuza kadar uzamasını isteyebileceğim kadar cazibesi  var gözümde. Bak! Bütün renkler güneş ağladığında çıkarlar ortaya. Acınında tat'lı yanları var. Gökkuşağına tutkunum bende. Ama anlıyorum artık o rüyayı da. Siyah-beyazlar katılıyor ruhuma. Seninle birlikte. Ve tamamen birbirine girdiğinde neler olacağını hayal edemiyorum.
32 yaşımızı düşünüyorum. Anlatıklarını da katıp kazanın içine,  bundan kaç kat güzel olabileceğini yine karıştırıyorum.
Hasret'miş ismmi. Bir kenarda oturacak, ve hiç zarar vermeyecekmiş gibi görünüyor şimdilik. Benimde bir şikayetim yok henüz. Ama kırmızı papuçlar tütüyor gözümde. Hasret de hızlı koşarmış öyle diyorlar. Radyo'da sevemeyeceğim bir şarkı çalıyor. Tadım kaçtı. Bağlayamayacağım. Belki bağlanacağım. Bakalım tuzu biberi nerelerde hayatımın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder