15 Ağustos 2010 Pazar

palyaço'nun bir hayal ürünü hikayesi




Sabahın pek erken saatlerinde, her zaman olduğu gibi koşusunu yapmak üzere parka gider. Kaldırması bile oldukça zor görünen kocaman ayakkabılarına rağmen, bir eliyle düşmesin diye kırmızı burnunu tutup, diğer eliyle yürüyüşüne hız katmaya çalışan bir palyaço onu gülümsetir. Evine dönüp duş alır ve kendine güzel bir omlet yapar. Kahvaltıdan sonra birkaç saat internette takılır. Dolaşırken aylardır beklediği filmin bu günlerde sinemada oynadığını öğrenir ve iki tane bilet satın alır. Kim olduğuna henüz karar vermediği birini davet ederim düşüncesiyle...


Sonra uzun süredir üzerinde düşündüğü projesini kağıt üzerine dökmek için masa başına geçer. Yelkovan akrebi ziyaret eder defalarca... Bitirene kadar uğraşabileceği şüphesiz görünse de, gelen bir telefondan sonra yarım bırakıp, bedenini evden çıkarır. Bir mağazaya girip, elinde bir hediyeyle dışarı çıkar. Gideceği kafe yakın olduğu için yürümeyi tercih eder. Kafasındaki şaşkın düşünce ve eklindeki paketle, bir sola bir sağa ve sonra tekrar sola bile bakmadan karşıdan karşıya geçer.

Paketin içinde; gece yatağına yattığında sana açık havada gökyüzünü seyrederek uyuyormuşsun hissi verecek ve bir odanın üst tabanını ve dört kenarını tamamen doldurabilecek kadar çok yapışkan yıldız ve bir tane de kocaman ay dede vardır.

Kafasının içinde ise; sabah gördüğü palyaçonun, mağazadaki büsbüyük akvaryumun içindeki balıkları neden incelediği, ya da neden inceliyormuş gibi görünmeye çalıştığı düşüncesi...

Mumlar üflenir, pastalar kesilir, şarkılar söylenir, sohpetler edilir, gülüşülür, hava kararır. Arkasındaki bir palyaçonun dördüncü portakal suyu dolu bardağını yudumlayışından habersiz, ayrılır arkadaşlarından. Tramvaya kendisinden iki dakika sonra binen palyaço ile göz göze gelirler. Herkes tuhaf tuhaf bakmasa ve çocukların ilgisini çekmese delirdiğinden şüphelenecektir... Dışarıda yağmur başlamıştır. Eve kadar ıslanacağını düşünerek iner tramvaydan. Yürümeye başlar ki birden aklına sinema gelir. Saati yetişecek kadar vakti olduğunu söyler. Arkasını döndüğünde palyaçoyu görür. Yanına gider koşarak. Yağmur yüzünden yüzündeki renkler birbirine karışmıştır. Gülmemeye ve hatta ciddi olmaya çalışarak "Beni neden takip ediyorsun?" diye sorar. Kahkaha atar palyaço, hem de en yüksek seslisinden. "Sürpriz yapmak istemiştim, gelip sormanı bekliyordum..." diye açıklamaya çalışır ama gerek kalmaz. "Kumru!" der mandalina =) "Haydi sinemaya yetişmeliyiz."

rü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder