24 Aralık 2010 Cuma

Şşşt! Hayal-i Diyar!

Hayal-i diyar derim ona ben. Şehirlerin insanlarla bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Mesela her insan için dünyanın bi şehri daha özeldir. Her şehir de bazı insanları daha bir çok sever. Belki sonradan belki en başından hissederler birbirlerini. Belki hiç buluşamazlar belki hep iç içe olurlar belki farkında bile olmazlar ama bu bence böyle. Dünyanın bir çok şehrini görmüş değilim. Parmakla sayabileceğim konusunda ciddiyim. Benim ruhumun sıklıkla oralarda takıldığını düşündüğüm şehir yok parmaklarımda. Dokunmadım duvarlarına henüz. Benim gördüğüm büyük bi rüyadır bu şehir. Mesela seviyor o beni. Tek beni seviyor demiyorum ama beni bir başka seviyor diyar. Bekliyor da uzun zamandır. Merak ediyor ne yapacağımı, ki bu merakı da şımarıklığından. Bende kendimi şımartıyor olmayayım sakın? Sakın olmayayım. Sakız olalım. Yapışsın diyar ve rü derim ben. Vuslat ne tatlı olur hasret bu kadar büyük olunca bilirsiniz belki. Biri bi yerlerde İstanbul deyince benim nası canım çeker kim bilir ki. Benim bu yazıyı yazarken ağladığıma kim inanır mesela? O kadar çok seviyorum işte. Benziyoruz biz birbimize. Karmakarışıkmış. Çok kalabalıkmış duyduğuma göre. Herkese kucak açarmış, ne ararsan varmış bi anam babam eksik dediğin cinsten. Çok büyükmüş ancak gittikçe küçülmekteymiş (insanlar sığamadıklarını söylediklerine göre ona). Bende küçülüyorum oyunlar oynayalım onunla diye. Mavisi kosssssskocamanmış. İçeride mercanlar yaşarmış ki onlar sırılsıklammış. Mavinin kalbinde oluş onları bu hale getirmiş bence. Evet doğrudur ağladığım, ama mutluluktan şuan gözyaşlarım, 18,5 yaşım, Pazar sabahı karşındayım!  

Baloncu! biz rü çizimi.


fotoğraf: Rü

inaya teşekkürler.

Midyedeğilmercanmidedeğilkarın

Yağmurlu havalar, bilirsin.
Güneş dünyama en sarısından doğduğunda
Benim mavi camlarımda buğu oluşacak ki
Üzerine resmin çizilebilsin.
Sarının çok yakışması bu yüzden
Parıltılar !
Buharlaşma... Bu yüzden.
Ah der kumru konduğu yerden
Nasip olsa istanbulurdu.
Rahat tut içini, dua düşmez dilimden.
Açık tut perdeleri,
Kovalaman boşuna olurdu
İçine kaçan birini.
O filmde nil mısırın ruh eşiydi!
İnsanın kendini yakalaması nasıl olurdu?
Sorsam bilirim, varlık bulur  aynı cevap varlığında.
Sual sana vardığında,
Sormuyorum bu yüzden.      

Taştığım da doğrudur dolduğumda
Boş versek mi, biz bu kadar güzel bir şey yakalamışken.
Yakalamışken, Yakılmışken.
Memnunuz ya yüksek ateşten,
Yanılmamışken inşallah, yama olur yanıklarımıza yarın.
Garip ki içi temizdir en pasaklının
Garip diyişim sevdiğimden.
Sen şimdi sudan arın.
Sudan sebeplerden arın
Kârın sonsuzluk olsun sonuçta.

rü.



21 Aralık 2010 Salı

Çok Yaşa!


Geçenlerde “bi gün” onun doğum günü. Tongaya mı düştüm hey ben. Oyun mu oynadı parmaklarım kendime. Tuşlar dalga mı geçti. Aklım üzüleyim diye mi şaştı. Unutmaktan değil kandırılmaktan ya, o yüzden kime kızacağımı şaştı aklım. Bi süre çok kızdım ben yine kendime. Ama düşündüm de sonrasında, Her neyse ne önemi var. Ben dünyanın en iyi doğum günü kutlayıcısı olduğumu bilirim. Öyle yolda yürürken “bi gün” , başını çenenden tutup yüzümün olduğu tarafa ittirir, iyi ki doğdun! diyiveririm öyle. Dün yaptım yarın yapacağım o gün yapamadım da ben ne eşek oldum öyle. Bu gün ayın 20si. Telefonumda öyle yazıyor. Dışındaki her yer aksini söylüyor biliyorum, doğrudur 21’idir ve sen bilmem kaç yıl önce “bu gün” doğmadın onu da biliyorum. Bu gün işte yine öyle “bi gün”. Ama ben, bu gün de varlığına şükür ediyorum. İyi ki doğdun!
Seni çok seviyorum de sevmiyorum sayıları evet. O günden beri iyice bi sevmez oldum ki, ayıp ediyorum sanki... Tamam sevmiyorum demeyelim kırıcı oluyor, takılmıyorum diyelim onlara belki. Ben kesin konuşmak konusunda sağlam bi beceriye sahip olamadım. Üç altı daha dokuz eder evet nolmuş herkesin bildiği kesin şeyler. İşimizi de yarıyo kabul, Ama bende böyle, miktar, tarih, cart curt. Bırak… Rahat bırak sayıları. Bi rü deyişi vardır ki o da şudur: Saymak yerinde saymaktır.
Tabi o kadar da değil nefret filan etmiyorum asla, hiç bi şeyden edemediğim kadar.. Hem çok sevdiklerim de var, mesela; biz ikimiz açmıyız  hayır 9. Ve ennnn çok  350060’ı seviyorum. Ben herkesten çok söylüyorum, sene de bir gün değil, onlar eski türk filmlerinde kaldı ay. Ben benden çalınacak, nesiller boyu yapılacak bi şeyin öncüsü oluyorum. Bu gün de söylüyorum, 350060 kere iyi ki doğdun!
                                                                                                                          
Mantığıma kurban değil mi=) Hayır yahu, mantığımı yaratana kurban.Seni yaratana kurban!
Üç yüz elli bin altmış birinci defa yine yüzümde aynı tebessümle,
İyi ki doğdun!
Başkasın ya, Sen, hiç hapşırmadan dahi, çok yaşa!

20 Aralık 2010 Pazartesi

fotoşipşak

Bu sıralar hayata baya bi fotoğraf makinesi gibi bakmaya başladım. Tamam ben bunu hep yapardım da artık bayağı. Beynimde görüntüler var mesela. kahve içerken gözlerimi kapatıp bi albümün sayfalarını çevirebilme kabiliyetimi kahve içmezken de gerçekleştirebilir oldum ve o kadar ileri gittim ki gözlerimi kapatmaya gerek olmuyo filan bazen. Sanırım bu yüzden de daha bi odaksız daha bi dikkatsiz biri oldum. Benimle aynı dili konuşan elektornik robotla daha iyi anlaşıyoruz, ki en başından beri ona aşık olduğumun da farkındaydı kendisi, bence. Yani yüzüm üzüme baka baka karardı mı nihayetinde, yoksa mimarlık mı şaşı kaldırttı beni bi sabah uyandığımda artık bilemiyorum ama simetri, renkler, ahenk cart curt böyle sanatsal ifadeleri görmeye başladım ben hep yürüdüğüm yollarda. Gördüğüm kadarıyla görmek kadar süper birşey yok ki, görmeyi nasip edene hamd olsun. ayrıca yok canım ne ayrıcası(!) bilhassa, ağacı kıvırcık saçlı ellerini yukarı açmış dua eden bi adama benzettiğimi göreni gördüren, görülemeyene şükürler olsun.

Böyle pat diye başlayıp güzel bitirdim biliyorum:d beynimde bişeyler birikmiş akıtmak gerek diye düşündüm. Böyle bişeyler olabileceği hiç hayalime uğramamıştı dedim geçen gün, cümleyi de yanlş hatırlıyorum sanırım, kendimi unuttum kurti bulunca.
hoşsanız hoş kalırsınız zaten, ben dedim diye kalıcaksanız uzatmam hataydı, hoşçakalın:-z

14 Aralık 2010 Salı

Diş

Mandalina: Hangi dişti?
Kumru: Büyük ihtimalle herhangi bi dişti.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Kayıp İlanı'mdır.

Bulana en sevdiği çikolatadan hediyemdir.

İplikçi camii



bu ödevin rüyalarıma bile girdiği doğrudur, çok severek yaptım, bence iplikçi camiini en iyi ben tanıttım:)

18 Kasım 2010 Perşembe

21 Ekim 2010 Perşembe

hiçbişeyebenzememesigerekenbişey

son anda yetiştirilmiş kurallar ihlal edilmiş üzerine su döküldüğü için hafif de göğsü kabarmış bişey ama eğlenceli de bu şey.

14 Ekim 2010 Perşembe

aşağıdan yukarı düşmek

aşağıdan yukarı düşmek.
Kaç kişi yapabilirki?
Rü yaptı, gül-abla- yaptı, alice yaptı(harikalar diyarında...)
Başka kimseler varsa tanımak isterim=)

kestane ve balon



O tatlı pembeden ojeler sürsem parmaklarına, birer sarı balon tutuştursam ellerinize.
Biz olsak birlikte.. Bi kestanem bi balonum bi de onlar olsa yanımda. Özlemek acaip bişey. Burnumda tüten bişeyler vardı, burnum kül oldu şimdi. pinokyoyu hatırlarsak eğer bu hikayenin sonunda, en yalansızdı buraya yazdıklarım.

ipucu kalpkuyruğu

Çatılar birer kalp kuyruğudur  bence, bunu projelerime yansıtmayı düşünüyorum, böyle olmayacak yaptığım evler kimse korkmasın:D tabi bunu okuyan bi kimse varsa. ya da belli olmaz ya neden olmasın ahahhah=D=P

mimarlık hakkında öğrendiğim 101 şey kitabından, sayfa 23ü, havva hoca için düzenledikten sonra.
İlk ödevdi.
Bazen sinirlenicek, çokça yorulucak, ama sonunda ne güzel yaptım demek var sanki bu işin ucuda. Kesin cümleler kurmak için çokça yeniyim daha. Ve ipin ucunda, ne güzel yaptımı demek varda, ne güzel olmuşu duyamamak da var, işin ucunda.

Sorumluluk hissili sabah

"Dünyada neden savaşlar var, neden kavgalar, neden bazı anneler bebeklerini cami avlusuna bırakıp gidebiliyorlar, neden önemsemiyolar, üzüyorlar birbirlerini, neden yeterince sevemiyorlar biliyorum. Çünkü yeterince sevgi bırakmadım.Çünkü yeterince sevgi bırakamadım. O kadar çok sevdim ki, sevgiyi o kadar çok tükettim ki. Sorumlusu benim. Ben tanışmalıyım parmaklıklarla, onlar değil. Her şeyin sorumlusu benim bence. Bu sabah farkettim. Sanki kaburgaların parmaklık, kalbinse volta atıyor içeride, diye bir sözü vardı nilin. O haldeyim. Ya.. Çok ayıp Rü."
Böyle düşünüyordu mavi şapkalı kız, okula giderken.. Tramvayda. Özür diledi sabah insanlardan, okulda.

matematiğinresminiçektim

Matematik her yerde, olması da gerekli, di mi sinan ağabey..

balık<--/>

balık şemsiyesi-balık-balık kazağı
şemsiye güneşe çıktığında gerekli balığa; yoksa alışık o ıslanmaya.
Kazak da üşütmesin diye, suda çok kalıyor o.

şemsiye


O benim canım şemsiyem ve dostluk bir tek kişilik şemsiyenin altına iki kişi sığınmaya çalışmaktır hem de yağmur yağmazken.
belki aşk da öyledir ama kimse dostluğu kaldırıp aşkı koyup ne konuştum ama fln yapmasın bu sözün patenti bana aittir:d

bi de bi durum var, bişey seni sen yapmaz aslında, sen bişeyi bir şey yaparsın.


sarı örümböcük


En son ne zaman bu kadar atletiktim ki. tekvandoda dahi kendimi bu kadar özgür hissettiğimi hatırlamıyorum=) örümböcük gibiydim:B

4 Ekim 2010 Pazartesi

yuvarlak



hani mesela, insanların beyinleri de güneş gibi. haksız mıyım? bi işlerle uğraşırken, aslında nasıl ışıklar saçıyolar. görüyo mu kimseler. kendileri görüyo mu aynaya baktığında. bence herkes farkında değil kendinin. Farkını farkettim ben onun. Bakın. yok. bakmayın, görün.

Mevlanayı en çok o seviyo=)

Mevlana sevgisi böyle bişey olsa gerek.
Mevlananın başının üstünde yeri olmak böyle bir şey olsa gerek.

oyun hamuru:)

sırılsıklam aşık olucaklar.

göz göre göre =)

mimar

rü sorar elinde kocaman bi resim çantası taşıyan ilköğretim çocuğuna:
-Mimar mısın sen?
-Sensin mimar .

Nasıl biliyorsa:d hakaret etttiğimi sanmadıysa, nası da biliyo:D

29 Eylül 2010 Çarşamba

rü-mü

Bi elnde tramvayda bekleyn babama ulaşması gerekn torbalar,bi elmde böğürtlenli çay.ve yuvarlkta yuvarlanmak! Mü ile dışardaki ilk gecemizde bunları yaşadık, işte mü böyle biri. tam benlik. yanımda şimdi, hepde olucak sanırım. ol be mü=)

26 Eylül 2010 Pazar

Kek yapmak

X: Kek nasıl yapılır rü?
Rü: Kavundan "k" çıkar ve avun.
"K"ye ek yapmaktır kek yapmak.

21 Eylül 2010 Salı

yüs ra rü

-Rü ya... Sen çikolata gibi bişeysin. Yanında olmadığımda unutuyorum, ama yanına gelip senden ayrıldığımda hep yanında olmak istiyor, acı çekiyorum.
Aynı çikolata gibi, yersem özleyip, uzun süre yemediğimde hatırlamadığım gibi...
-Sende karamel gibisin. Çikolata sensiz de tatlı ama, çikolata konusunda ilgili kişiler bilir ki, karamelin varlığında çikolata bambaşka! Ve çok yakışırlar birbirlerine.
Tadıma tat katansın:) Yokluğu hissedilensin. Hemde (evet) daha yeni ayrılmış isek... Tıpkı senin hakkımda söylediklerin gibi.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Denden (")

-Ne diyorduk hatırlamıyorum.
-Ne diyorduk hatırlamıyorum.
-Beni taklit mi ediyorsun sen?
-Beni taklit mi ediyorsun sen?
-Yaa!
-Hahahha:) Hayır seni taklit etmiyorum. Ben seni çok seviyorum:)
-Tamam işte. Taklit ediyorsun.
- vaay =)
- =)
- =)

12 Eylül 2010 Pazar

bu şarkı harika bişeeeeey! acayip bişey=)

özlem tekin-dene

http://www.muzikdinle.tv/45522-Ozlem-Tekin---Dene-dinle.aspx

Zor zamanlarım oldu
Başıma neler geldi
Bekledimde öğrendim
Sabır iyi birşey, sabır iyi birşey
Babamı ne çok üzdüm
Dostlarımla küstürdüm
Söyledimde öğrendim
Yalan kötü birşey, berbat birşey
Belki yarın çok geç
Şimdi burda tek gerçek
Nasihat kesmez bizi
Bize tecrübe gerek
Dene deneyebildiğin kadar
Anını yaşa
Dile dileyebildiğin kadar
Hayal kur doya doya
Doyaaaaa doyaaaaaaaaa
Bir adam geldi durdu
Tamda kalbimden vurdu
Denedimde öğrendim
Aşk harika birşey, harika birşey
O kadar çok içtimki
Ben bi başkası sanki
Uyandığımda farkettim
Alkol kötü birşey, acayip birşey
Belki yarın çok geç
Şimdi burda tek gerçek
Nasihat kesmez bizi
Bize tecrübe gerek
Dene deneyebildiğin kadar
Anını yaşa
Dile dileyebildiğin kadar
Hayal kur doya doya
Doyaaa doyaaaaaa

huh! =)

11 Eylül 2010 Cumartesi

süs'lü(x2) bigün

Annaanemlerin mahallesini, sanıyorum kendi mahallemden daha fazla benimsemişim ki bu yazıya bizim mahalle diye başlayacaktım. Hala öyle başlamak için bi engel olmadığına göre ben yine sözcükleri israf etmeyeyim. Süslü ile buluştuk bugün. Bizim mahalle'nin en gözde mekanı olan ve geceleri genellikle serseri tiplere yar olan, çamlığın başı, biricik, tam oturmalık, yola ve yıldızlara bakmalık, yakın arkadaşlarla garip konular hakkında sohpet etmelik çıkıntıda oturduk oturduğumuz yere layık olduk. Gerçi bir ara ben yalnız oturmak zorunda kaldım. "Ali'nin karnı acıktıııı" reklamındaki kurgunun etkisiyle ve mekanın tam yankı yapacak yer oluşuyla da olacak "Rü'nün karnı acıktıııııııııı!" diye avazım çıktığı kadar bağırınca, Süslü tanımıyorum ayaklarıyla benden uzaklaştı. Bu da yetmezmiş gibi bana yiyecek getiren üreten sevindiren olmayınca mahallenin ilginç maddeler bulundurmasıyla da ünlü biricik Saadet-dolu-Bakkalı'na gittik. Saadet teyzeden boncuklu çikolatalı çilekli kek, ateş suyu , bikaç tane badem şekeri, harfli jelibon ve asıl güne damgasını vuran, Saadet teyze tarafından bize şeker olarak yutturulan limonlu uzun ince bir çucuk içerisinde kırıntılı gereğinden çok çok çok az tatlı olan ama rengi sarı olduğu için almamıza sebep olan o ilginç adı sanı bilinmez maddeyi de alarak yine döndük bizim bahse konu olan mekana... Her şeyden bir tane aldık ki daha tatlı olsun, paylaşmanın tadı hiç bir şeye benzemez çünkü. Hepsini bi şekilde tükettik de, bizim sarı madde benim fikrimce bildiğin toz meyve suyu. Biiiildiğiin! Bardağa dök üzerine su + şeker ekle ve iç yani! neyse. Zaten açması da ayrı bir dertti. Bahçe telleri olur ya paslı paslı. Onlara geçirip çektire çektire açtı sonunda Süslü. Yere düşürüp üzerine bastığı jelibonu hangi harfti acaba diye sordum diye elleriyle geri alıp incelediği o elleriyle ağız dayanılacak kısmı bayağı zorladı. aaa bütün yiyecekleri bitirip çöpe atarken onu da atmış olduğumuzu farkedince gidip çöpten geri aldı, sırf en sevdiğimiz süt Buğra da tadına baksın diye. Ah bir de bunlar yetmezmiş gibi, benim üstünde uzanmam gereken hamağa gitmeye çalışırken tam ayağımızın dibinde bulunduğunu zıplayışıyla bize farkettiren kurbağa yüzünden çığlık atarken, bizim sarı limonlu şeker olduğu iddia edilen maddeyi de atınca, yolun tadına da baktı. Ve o madde sonunda en sevdiğimiz süt Buğra'ya da ulaştı. O'na bir şey olmadı, olayın üzerinden 5 saat geçti ve hala iyi...
 Benim hamak hikayesine gelince, bayram gezmesi yaparken bir bahçede varlığını farkettiğim ve benimle buluşmak isteyen o hamak günlerdir aklımdan çıkmadı ve Süslü de halimi anlayıp yardımcı olmaya çalışınca (gerçi öyle kahkahalar atıyor ve attırıyor ki yardım kelimesi biraz yanlış da olsa, o vardı yanımda ve hakkını yemeyeceğim:)) biz gittik o evin önüne. 4. gidişimizde ortalık tenhaydı nihayet. Atladım direk. Süslü içeri de girmedi ama fotoğrafımı çekerken birden arkasını dönüp uzaklaşınca bir terslik olduğunu çaktım tabi. kapıdan çıktıktan sonra bulduğum arkama bakma cesaretiyle balkona çıkmış tuhaf bakışlı adamı gördüm.
Gamın tadını öğrenemeyecek olmak kötü bir şey değil. Buna değer. Buna değdiğini hissediyorum. Zaten yakalanmasaydım da yakalanana kadar hangi güç beni kaldırırdı oradan, gerçi süslü benim suyum gibidir=P üzerimde yeterli kaldırma gücü var=) Şimdi üzerimde başka birinden gelen bitirme gücü var. Bu yazı burada biter, olması gerektiği gibi.

bahsi geçen limonata tozu!

tellerin ardında bi bahçe
bahçenin içinde iki hamak
hamaklarının birinde bi melek=P
Görmek için zahmet gerek(:

10 Eylül 2010 Cuma

Bilmem.

(açıklama-açıklıcam- : hangisini daha çok sevdiğine karar veremezsen, o kadar da dert etme, Biri seni merak ediyorsa, biri seni okuyor sana bakıyorsa, biri seni görmek istiyorsa, iki kere görmekten de şikayetçi olmayacaktır. Aynı poza ait iki fotoğrafın hangisini daha çok sevdiğime karar veremedim.)

Rü'nün ta kendi: Neyi bilmediğimi anlatmayı düşünüyorum. Ne zaman mı? Bilmem.
Rü'nün iç sesi: Bilmediğin şeyi nasıl anlatıcaksın Rü? Bilmiyorsan?
Rü'nün ta kendisi: Bilmem.

Ramazan Bayramı

Rü bugünki siftahını silip süpürmek üzere bahçenin kuytu bir köşesine çekilir.
Tadı ne güzeldir Ramazan Bayramı'nın. Kokusu bile bambaşkadır Rü için şekerin.
"Tanımadığın amcalar sana şeker vereceğim gel derlerse sakın gitme" denmesi gereken bir çocuktur rü.

                            
Kağıdının şıkırtısı, dişinde kalan kırıntısı, dudaklarının yayılması... Herşeyiyle bir başkadır şeker, ve  şüphesiz Ramazan Bayramı'nın en güzel yanlarından biri de her evde bu neşe içerikli yenilebilir maddelerden bulunmaktan geçtim paylaşıma gereğinin ötesinde açık vaziyette oluşudur . Bu cümle de bir anlatım bozukluğu var sanki ama şekerden bahsediyorum dikkatimi vermek de zorlanmam doğal...
Tabi bayram 3-4 güne biter. Aldığım duyumlara göre, bayram olmadığı halde evlerinde sürekli şeker bulunduran insanlar da varmış. Ben onların diğerlerinden farklı olduğunu düşünüyorum. Meleklerin şekerle çikolatayla bir bağlantısı var mı acaba... Olaya maddi açıdan bakmıyorum tabi ki. Ama onlar insansa bunlar ne, bunlar insansa onlar ne değil mi ama? Bu soruya değil diye cevap veriyorsan da bu sayfa da fazla durmanın anlamı yok, kendine göre bir şeyler bulacağını sanmam...
Evet, ne diyorduk, kuytu köşede enerji depolar. Akşam yemeği yiyemeyeceğini bilmek bir şeyi değiştirmez. Bu bayramdır. Ama iyi ki de öyle yapmıştır. Akşam çok misafir gelecektir ve Rü teyzesine yardım edecektir ve çok yorulacaktır. Ama enerjisi, gelen misafirlere şu hikayeyi anlatabilecek kadar yetecektir. O hikaye:
"Bir gün dersaneden sonra servisi bekliyorduk, Emine'yle bi sokakta yürümeye başladık. Çocuklar yağmur sonrası oluşan çamurla oynarken gördükleri bi yaratığın başına toplanmıştı.yaratığı çocuklardan araştırmak amacıyla aldık ve bir pet bardağın içine koyduk. bir kurttu sanırım. servistekiler öyle dediler çünkü. Su döktüğümüzde üzerine büyüyor ve sona tekrar küçülüyordu. İlginç çok ilginçti ismini planarya koyduk. Sonra onu bi arkadaş pazrtesi günü okula getirmek şartıyla o zamana kadar evinde saklayacaktı ve bizde annelerimize bu durumu zaten açıklayamayacağımız için ona minnettar olduk. Pazartesi yaptığı açıklama şu: 'Fırına koymuştum. Annem sağolsun. Sanırım planarya pişti.' "
 Neyse ya hikaye bu ve bunu onlara anlattığında kimisi güler kimisi yüzünü buruşturur, yeni tanıştığı insanlardır ve kötü bir izlenim bırakma ihtimalini düşünememiş olmakla birlikte durup dururken birden kocaman bir kahkaha patlatır Rü. Kendine gülmüştür =) Komik ama napsın yani? :)

Neyse. Bitti.


Bu arada bütün bu olanlar bayramın 2.gününün hikayesidir.

Bayramın 1. günü ise twitter da da anlattığım gibi...
"şeker toplanılan mekanlarda uyuyakalan insan"ı da oldum.neyse i şekerimi aldıktan sonra mayışma evresine geçiyodu bedenim=D
ah birde! uyuyakalışıma yeni minik dostum emirden bi yorum: "dün gece, yarın bayram diye sabaha kadar uyuyamadın değil mi?" hahhaha yerim=)

Konuyla da ilgisi yok ama, bu bahsettiğim peşimde "Rüüü.. Rüüü" diye dolanan, sarılıp duran ama alacakaranlık dövmelerinden birini bile Rü'süne vermeye kıyamayan sevgili emir, ben isteyince bana şu cevabı verdi: "Olmaz onlar benim AlacakaranCıklarııııım" hahhahhha bi daha yerim =)

7 Eylül 2010 Salı

Renkler güneş ağladığında çıkarlar ortaya.

Rüyamdaki kötü adam, uzun bir koşuşturmacanın ardından, tırnaklarımı sırtıma geçirdi. Acı içinde uyandım ve uyandıktan sonra yaklaşık 20 saniye sırtımdaki acıyı yoğun bir şekilde hissetmeye devam ettim! Buna ne dersin?
Peki biz insan oğlu, turuncuyu bulmak için mi sarı ve kırmızıyı karıştırdık? Yoksa sarı ve kırmızı birbirine karışınca mı turuncu bulundu? Bir ölümüne galatasaraylı en çok turuncuyu sevmeli o zaman. Neden hiç karşılaşmadım onunla? Boşversene.
Aşşağıdan yukarı düşen birini gördüm ben! Hemde uyanıkken. Yorma zihnini, olur bazen böyle olanaksız görünen şeylerde...
Mevlana şekeri neyden üretilir bilirmisin? Bende bilmiyorum. "Sen"i daha çok merak ediyorum.
Peki seni merak etmem ve öğrenmem arasında geçicek süre. İşte bu sıralardan bahsediyorum. Sonsuza kadar uzamasını isteyebileceğim kadar cazibesi  var gözümde. Bak! Bütün renkler güneş ağladığında çıkarlar ortaya. Acınında tat'lı yanları var. Gökkuşağına tutkunum bende. Ama anlıyorum artık o rüyayı da. Siyah-beyazlar katılıyor ruhuma. Seninle birlikte. Ve tamamen birbirine girdiğinde neler olacağını hayal edemiyorum.
32 yaşımızı düşünüyorum. Anlatıklarını da katıp kazanın içine,  bundan kaç kat güzel olabileceğini yine karıştırıyorum.
Hasret'miş ismmi. Bir kenarda oturacak, ve hiç zarar vermeyecekmiş gibi görünüyor şimdilik. Benimde bir şikayetim yok henüz. Ama kırmızı papuçlar tütüyor gözümde. Hasret de hızlı koşarmış öyle diyorlar. Radyo'da sevemeyeceğim bir şarkı çalıyor. Tadım kaçtı. Bağlayamayacağım. Belki bağlanacağım. Bakalım tuzu biberi nerelerde hayatımın...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Rü'nün Halleri. "Mimik Konulu Fotoğraf Sergisi" de denebilir.

şımarık ! (=
Balonn sakız!:)
"hadi oradan ya git işine" tiplemesi:d
şımarabilicek kadar mutluyum ifadesi
baLık <--/>
şaşkın :-!

aaa? hahhahahha.
ağlamayacağım bakışı
='(
üzgün =(
poof:d
fena
çok çok fena

kabullenemeyeceği bir şeyi kabulleniyorken
millet kaşını çizdirir o gözünü.d ama mutlu:d
hıh gülüşü
" uf'! tamam. " anlamına geliyo.
mışıl mışıl

                                               
=P


bi yaramazlık peşinde.
rü bi işler karıştırıyo.
rü'nün işleri yolunda gitmiyo.
korkmuş !

bitti .

Mimik hayattır. Fikrimce.